Kahramanmaraş Katliamı

Maras Katliami Bilgileri ( Aleviyol Çalisma ve arastirmasi )

1.Katliama Dogru
a) Tarihsel giris
Sivas, Yozgat, Kayseri, Tunceli, Gaziantep, Adana, Hatay illeri gibi Maras da yüzyillar boyunca göçer asiretlerin konaklama ve yaylak yerlerinden biri olmustur. Göçer asiretler, sonbaharda Adana, Gaziantep ve Hatay’a iner ve kisi bu ilik bölgelerde geçirirler; ilkbaharda binlerce çadirdan olusan kafileler halinde serin yaylalara göçerlerdi. Göçer asiretlerin bir kolu Maras üzerinden Uzunyayla’ya, diger bir kolu yine Maras üzerinden Yama ve Çiçek Yaylasina giderler. Dönüslerinde ayni yolu izleyerek dönerler.
Bilindigi gibi, belli yerlesim yerleri olmadigi için, göçer asiretler, yerlesikler ve merkezi hükümet nezdinde kural ve disiplin tanimaz gruplar olarak bilinir. Askere gitmezler, vergi ödemezler, göç sirasinda yerlesik halkin evlerini, hayvanlarini, ekinlerini yagmalar, adam öldürürler. Kanun kaçaklarini içlerinde barindirirlar. Kendilerine engel olmak isteyen güçlerle savasirlar.
Maras, Sivas, Gaziantep, Adana, Hatay, Kayseri bölgesini yaylak olarak kullanan Kozanogullari ve Avsarlar da kural ve disipline uymayan asiretlerdendir. Hem yerlesik halki rahatsiz ediyorlar; hem de birbirlerine karsi bitmek tükenmek bilmeyen bir üstünlük kavgasi sürdürüyorlardi. Bu asiretler, Osmanli’ya karsi da kimi zaman birlikte, kimi zaman tek baslarina ayaklaniyorlardi. Yine Maras’a bagli Zeytunlu Kasabasindaki Ermeniler de, Osmanli yönetimine baskaldirmislardi.
19. yüzyilda Osmanli yönetiminin etkinligi azalmis, bölgelerdeki beyler ve agalar da baslarina buyruk olmuslardi. Örnegin Maras’in etkin beylerinden Beyazitzâdelerle, Dulkadirogullari arasindaki çekisme kanli kavgaya dönüsmüstü. Kavgali olan iki bey, vurucu güçlerini kendilerine bagli asiretlerden sagliyorlardi. Maras meclis üyelerinden Necip Efendi, Divan Efendi Zâde, Bekir Aga, Seyis Oglu, Haci Ali ile Maras’in bazi saygin kisileri, Beyazitlarin baskisina karsidir. Beyazit Beyleri, Zeytunlu (Ermenilerden) toplumundan alti yüz silahli kisiyi getirterek karsitlarina baski yapmaya, öldürmeye savasmaya yönelirler. 1
Osmanli Yönetimi, bu bölgede konaklayan, kural ve disiplin tanimayan göçer asiretlerini yerlesik duruma getirmek, denetim altina almak için 1864’de “Fikra-i Islahiyye” adiyla seçkin bir askeri birlik kurar. Birligin basina Musir Dervis Pasa ile savas deneyimi olan Kurt Ismail Pasa getirilir. Osmanli birlikleri, Çukurova’da egemenlik kurmaya çalisan, kural tanimaz asiretlerle (Kozanogullari, Avsarlar, Ceritler vb.) savasa girisirler. Asiretler yenilir. Devletin baskisiyla tüm asiretler zorunlu iskâna tabi tutulur.
Bu asiretlerin büyük bölümü, Adana, Gaziantep ve Maras’in kirsal bölgelerine zorla yerlestirilir. Yerlesik duruma getirilenler, bir yandan geleneksel hayvanciligi sürdürürken; öte yandan tarimla ugrasmaya yönelmislerdir. Hayvansal ve tarimsal ürünlerini Maras’taki esraf ve esnafin araciligiyla degerlendirirler. Bu insanlar, Maras ve ilçelerindeki esraf ve esnafina, paralarini, ürünlerini güvenle teslim etmektedirler. Hükümetle olan sorunlarini da bunlarin araciligiyla çözmeye çalisiyorlardi. Ayni biçimde Maras esrafi, esnafi da bu insanlara güven duyarak içli disli olmuslardir.
Osmanli Devleti, her yerde oldugu gibi, Maras’ta da seriata yönelik uygulamalariyla Sünni olmayan inanç topluluklarini asimile etmeyi amaçlamistir. Bu nedenle Maras’ta seriata dayali medrese, cami ve mescit yapimina önem verir. 1916’da Maras’ta Milli Egitim Müdürü olan Besim Atalay, Maras’in tarihi, cografi ve kültürel yapisiyla ilgili yaptigi arastirma sonucu su bilgileri aktarmaktadir: “Maras’in nüfusu 32.704. Bu nüfusun 24.228’i Müslüman, 8.476’si gayrimüslim. Bir tane 6 yillik lise, bir tane 4 yillik ögretmen okulu, 9 tane erkek çocuklarin gittigi ilkokul, bir tane kizlarin gittigi okul olmak üzere toplam 11 okul var. Buna karsin 92 cami ve mescit bulunmaktadir.” 2
Genellikle Maras il ve ilçe merkezlerinde yerlesik halkin büyük çogunlugu Sünni; kirsal kesimde (köylerde) olanlarin bir bölümü Türkmen, bir bölümü Kürt kökenli olup, büyük çogunlugu Alevi inançlidir. Ama aralarinda hiç mezhep tartismasi, kavgasi olmamistir. Hatta Kürtler, Türkler ve Aleviler ile Sünniler, Maras’in Ingiliz ve Fransizlar tarafindan isgaline karsi hep birlikte mücadele yürütmüslerdir. Elbistan’in Alhasli Asiretinden “Kalik Dede” adinda biri isgal yillarinin tanigiydi ve Malatya’ya sik sik gelirdi. Hos sohbet bu yasli adam, Maras’in Ingiliz ve Fransizlar tarafindan isgalini ayrintilariyla anlatiyordu:
“Ben o siralarda 8-9 yasindaydim. Köyümüzde, çevre köylerde eli silah tutanlar, bir milis gücü olusturdular. Milisler, Fransizlarin gelecegi yollari kestiler. O dönem, ayakkabi falan yoktu. Gön çarik vardi, onu giyerlerdi. Cephedekilerin ayaklari üsümesin diye köylerden yün çorap, tiftikten yapilmis kalpak (baslik), aba toplayarak, gön çarik dikerek gönderiyorlardi. Bir de Maras’in içinde bulunan halk için evlerden bulgur, un, çökelek, mercimek, tarhana topluyorlar, topladiklarini gizlice Maras’in içine sokuyorlardi. Hatta Akçadag ve Malatya köylerinde de toplanan silah, giyecek ve yiyecekler Elbistan ve Pazarcik üzerinden Maras’a gönderiliyordu. Fransizlarin her tarafini milis gücü sardi. Fransizlar kaçmak zorunda kaldilar.”
Kalik Dede, tanik oldugu Fransiz isgalini ve anisini böyle anlatiyordu. Fransizlara karsi, Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrimi gözetilmemis kardesçe, dostça kaynasmislar. ...
Geçmiste Alevi-Sünni ayrimi yoktu. Sonralari ne oldu da Alevilerle Sünnilerin arasina nifak tohumu ekilmeye çalisildi? Aleviler, Osmanli’nin katliamlarindan kaçarak daglik bölgelere, orman içlerine siginmislardi. Osmanli’nin despot, soyguncu ve katliamci hanedanligi yikildi; yerine Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetle birlikte, daglara siginmis Aleviler de ovalara, kentlere göç etmeye yöneldiler. Kentlerde çocuklarini okutmaya, isyeri açmaya basladilar. Alevilerin ekonomik ve kültürel gelisimi, bazi tutucu çevreleri rahatsiz ediyordu.
Maras’in Pazarcik ilçesine bagli Alevi köylerinin yerlesik oldugu bölgedeki sazliklar kurutuldu. Kartalkaya barajinin yapilmasiyla bir bölüm arazi sulanmaya basladi. Topraklardan yilda dönüsümlü iki-üç ürün alinmaya baslandi. Pamuk ekimi oldukça gelisti. Ekonomik güçleri artan Aleviler, Maras merkezinde tekstile yönelik fabrika kurmaya, sanayi ve ticaret alaninda yeni isyerleri açmaya yöneldiler. Alevilerin sanayi ve ticarete yönelmeleri; Maras’ta Sünni kesimin bu alanlari elinde tutan irkçi, tutucu kanadinin isine gelmiyordu
Tipik çikar çeliskisi olarak beliren bu durum Maras’ta kendini göstermeye basliyordu.

b) Kahramanmaras’ta son çeyrek yüzyilin siyasal seyri
Kentte, 1969 milletvekili seçimlerinde AP, 38.419 (%32); CHP, 21.126 (%17.6);
MHP, 1.469 (%1.27); TIP, 2.230 (%1.8) oy almis, MSP seçime katilmamistir.
24 Aralik 1995’de yapilan milletvekili seçimlerinde ise; RP (MSP’nin devami), :134.331 (%36.8); DYP (AP’nin devami), 60.434 (%16.4); ANAP, 72.369 (%19.8); CHP, 33.813 (%9.3); MHP, 38.253 (%10.5); DSP, 9.792 (%2,7) oy almistir.
Görüldügü gibi, yaklasik 25 yildan sonra sosyal demokratlarin oyu düserken; MHP ve RP oylari hizla artmistir. Solcularin ve sosyal demokratlarin oylarinin düsüs nedenlerinden biri, baski ve katliamlar sonucu Alevilerin ve solcularin bölgeden zorunlu göçüdür.
Maras’in ekonomisine egemen olan Sünni isadamlari, Alevi isadamlarini kendilerine tehdit olarak görmektedirler. Bu faktör, katliami degerlendirirken gözden kaçirilmamalidir. Nitekim katliam sirasinda bu isadamlarinin bir bölümünün fasist saldirganlarla isbirligi içinde olduklarini basindan ögreniyoruz. Asagidaki bilgiler, Aydinlik Gazetesinin 12. 01. 1979 tarihli sayisindan aktarilmaktadir:
“Kahramanmaras katliami, EDEM (Yag Fabrikasi) toplantisinda kararlastirildi. Katliamdan 15 gün öncesine rastlayan toplantiya, EDEM ortagi Faruk ARIKAN, Fabrikatör ve Haci Çiftliginin sahibi Muammer PAKDIL, kardesi Cahit PAKDIL, Faruk ARIKAN’in agabeyi Haci Osman ARIKAN, Piskinler Iplik Fabrikasi sahibi Abdurrahman PISKIN, Çirçir ve Prese Fabrikatörü Siddik AKDISLI, Tanriverdi Çirçir Fabrikasi sahiplerinden Zekeriya KIRISÇI, Yaglica kardesler Kooperatif sirketi sahipleri Kasim ve Ali YAGLICA, Fabrikatör Tarik SARIKATIPOGLU, Çirçir Fabrikatörü Mehmet VAKKASOGLU, AP Il Baskani ve Kadioglu Çiftlikleri sahibi Faruk KADIOGLU, Belediye Baskani Ahmet UNCU, MISK Bölge Temsilcisi (Baskani) Cemil TOZKOPARAN katildilar...
“Toplantinin açis konusmasini yapan Hasan BALCI, ‘Bugüne kadar bizleri koruyabilmeleri için ülküdaslarimiza her ay 250 bin lira para veriyorum. Sizler ise bugüne kadar bir kurus yardim yapmadiniz. Hükümete haddini bildirmek ve Alevi komünistleri yok etmek istiyorsak mutlaka birlesip bütün gücümüzü ortaya koymaliyiz. Elbirligi yapalim, Maras’i komünistlerden, POL-DER’cilerden, TÖB-DER’cilerden temizleyelim’ demistir.” 3 Gazetenin bu haberi yalanlanmamistir.
Kahramanmaras Milletvekili Hüseyin DOGAN, katliamdan hemen sonra yapilan CHP grup toplantisinda, su görüsleri ifade etmistir: “Kahramanmaras’ta olan bir savas degildir. Iç savasin silahli iki tarafi olur. Kahramanmaras’ta olan bir katliamdir. 1572 yili 24 Agustos’unda binlerce Protestanin bogazlandigi gibi, Saint Barthelemy katliami gibi, Endonezya’da solcularin bir gecede birer birer vurulduklari fasist ayaklanma gibi bir katliamdir.
“Bunun adina anarsi denmez. Sag-sol çatismasi da denmez. Bu, Alevi-Sünni çatismasi da degildir. Bunlar içinde aransa bile bu plânli ve örgütlü bir fasist saldiridir. Çevre illerden Maras’a getirilen katil çetelerine belli hedefler gösterilerek, her seyi hesaplanan bir plânla yürürlüge konan bir fasist eylemdir. Kin ekip, kan çiçegi büyütenlerin, direnme hakkindan söz edip ‘Milli direnme hakki dogmustur’ diye bildiri yayinlayanlarin eseridir. Maras katliami ‘Müslüman Türkiye-Milliyetçi Türkiye, Allah için Cihad basina’ sloganlariyla kadin demeden, çocuk demeden vuranlar karsisinda ‘Bana sagcilar ve milliyetçiler cinayet isliyor dedirtemezsiniz’ diyenlerden destek görenlerin eseridir...” 4
Milletvekili Hüseyin DOGAN’in belirttigi gibi, Kahramanmaras katliami, örgütlü, plânli, ekonomik çikar nedeniyle bazi is adamlarinin destek verdikleri netlesmektedir.

c) Katliam saatinin kuruldugu süreç
Simdi Kahramanmaras katliaminin hazirlik sürecine bakalim. 7 Nisan 1978’de Ankara’da PTT araciligiyla bombali bir paket, Malatya Belediye Baskani Hamit FENDOGLU’na gönderilir. Hamit FENDOGLU gönderilen paketi açmis, patlama sonucu kendisi, gelini ve iki torunu yasamini yitirmislerdir. Yine ayni tarihte, ayni özellikte ve agirlikta baska bir bombali paket, Pazarcik CHP Ilçe Baskani Memis ÖZDAL’a gönderilir; ÖZDAL, paketten kuskulanarak almaz, ancak PTT memurlari paketi açarlar ve patlama sonucu bir PTT memuru ölürken, digeri agir yaralanir. Biri Adiyaman’a digeri Adana’ya gönderilen iki ayri paketin varligindan daha önce söz edilmisti.
Yapilan inceleme sonucu kuskular, bombalarda kullanilan patlayici maddenin Nükleer Arastirma Merkezinden alindigi kuskulari dogar ve bu kurulus kapatilarak sorusturma baslatilir. Dönemin basbakani Ecevit, bombalarla Ülkü Ocaklarinin iliskisinin arastirildigini söyler. Bunun üzerine MHP Genel Baskani Alpaslan Türkes, Malatya benzeri olaylarin Erzurum ve Kahramanmaras’ta da çikabilecegi tehdidini savurur.5
TÜRKES, bu açiklamasini, Malatya Belediye Baskani Hamit FENDOGLU’nun katledilisinin üçüncü gününde yapmistir. Açiklamanin hemen sonrasi, Erzurum’da 500’e yakin ülkücü, Atatürk Üniversitesi’ndeki sol görüslü ögrencilere ve ögretim üyelerine saldirmislardir. Ülkücülerin baska bir grubu da Erzurum içinde terör estirerek solculara ve CHP’lilere ait isyerlerini tahrip etmislerdir.
Diger yandan, Memis ÖZDAL Pazarcik’taki adresine gönderilen bombali paketi alsaydi, Malatya olayi gibi bir katliam hemen o günlerde Kahramanmaras’ta da yasanacakti.. Memis ÖZDAL’in kuskusu, böyle bir katliami önler. Bu durum üzerine, ülkücüler hazirliklarini zamana yayarlar.
Basbakan Bülent ECEVIT, “MHP Genel Baskaninin bildigi bazi seyler var. Bu arada hükümetimiz bir güvenlik önlemi almak üzere çevre il ve garnizonlardan Maras’a askeri birlikler gönderdi. Önlem alinmistir” diyordu. Güvenlik güçleri ve askeri birlikler, Maras’in sokaklarinda siki önlem alirlar. Güvenlik güçleri, saat 22.30 siralarinda Serintepe Mahallesinde dolasan iki kisiden süphelenir ve gözaltina alirlar. Bu kisilerin, bir süre önce Imam-Hatip Lisesi’nde hirsizlik yaptiklari iddiasiyla aranan Ahmet KOLUTEK ile Ali KOSARGELIR olduklari, üzerlerinde patlamaya hazir üç dinamit lokumu bulundugu ortaya çikar. Sorusturma sonucu, kentte sabaha kadar arama yapilir. Aramada 34 kisi gözaltina alinir. Ayrica üç otomatik silah, çok sayida mermi ve patlayici madde ele geçirilir. Gözaltina alinanlar, ifadelerinde birçok yeri bombaladiklarini, iki gizli örgüt “Türk Yildirim Komandolari” ve “Esir Türkleri Kurtarma Ordusu” ile iliskili olduklarini söylemislerdir. Yine ifadeleri sonucu, Istasyon Caddesi üzerinde bulunan caminin avlusuda gömülmüs, etrafi sivanarak fitilleri disarida birakilmis, patlamaya hazir bes adet dinamit de ortaya çikarilmistir.6
Emniyetin bir yetkilisi, “Yapilan sorusturma kentte meydana gelen patlamalarin bir provokasyon oldugunu ortaya çikarmistir; komandolar, özellikle kendi kuruluslari olan derneklere bombayi atiyorlar, sonra da suçu solcu gruplara yüklemek istiyorlar” diyordu. (Cumhuriyet, 22. 04. 1978)
Gözaltina alinan 34 kisi, mahkemeye sevk edilir ve Edip ÖZBAS (Stajyer Avukat), Eyüp GÜRBAZER, Turan TOLU, Mehmet TOLUN, Ali KOSARGELIR, Ismet ÇALISIR, Ahmet Sayin, Mehmet TIMARCIOGLU, Celal ÖZYEY, Cuma AKIN, Ahmet KOLUTEK, Nuri ERKINACI, Hikmet Resit AYHAN, Sahin BORU, Behzat SEN, Ismail KÜTÜKÇÜ, Haydar ATALAY, Muharrem ASLAN, Hasan Hüseyin AKBAS, Ökkes YORULMAZ, DOGAN TASORAN, Dursun AKÇAM, Recep SAHIN, Veli ESKI tutuklanir.
Tutuklananlar arasinda Kahramanmaras MHP Milletvekili Mehmet Yusuf ÖZBAS’in avukat oglu Edip ÖZBAS da bulunmaktadir. Tutuklama haberini alan MHP Milletvekili ÖZBAS, bazi yandaslariyla birlikte Adliye binasina gider; I. Asliye Ceza Yargici Kazim DEMIRSU ve 2. Asliye Ceza Yargici Ertop KANMAZ’la karsilasir. Sinirli bir sekilde yargiçlara, “Tutuklamalari siz mi yapiyorsunuz? Sizi mahvedecegim, pezevenkler...” diyerek küfreder ve fiili saldirida bulunur. I. Asliye Ceza Yargici Kazim DEMIRSU’ya yumrukla saldirir, bu sirada içeri giren Savci Nuri MIMAROGLU da ÖZBAS’in küfüründen nasibini alir. Saldiriya ugrayan Yargiç Kazim DEMIRSU, Hükümet Tabipliginden 5 günlük rapor almistir.
Savci Nuri MIMAROGLU olayi söyle anlatir: “Saat 08.40 siralariydi. Makam odamda, ceza hâkimlerimiz Kazim DEMIRSU ile Ertop KANMAZ arkadaslar beni bekliyorlardi. Ben o sirada savci yardimcilari arkadaslarimla birlikte tutuklama olayinin tahlilini yapiyordum. Odaci gelerek hakim beylerin beni makam odamda beklediklerini söyledi. Odaya girdigimde her iki hakimlerimizin ayakta olduklarini, polis memuru ile MHP’li Milletvekilinin de içeride bulundugunu gördüm. Milletvekilinin bana ilk sözü ‘Pezevenk’ oldu. Çesitli hakaretler yagdiriyordu. Polisler Milletvekilini disari çikardilar...” (22. 04. 1978 tarihli Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet Gazeteleri)
Kahramanmaras katliami 23 ve 24 Aralik 1978’de yapildi. Oysa bu tarihten sekiz ay önce (Nisan 1978) bir katliamin plan ve hazirliklarinin yapildigi somut kanitlariyla ortadadir. MHP Genel Baskani TÜRKES’in de “kehaneti”yle, bu hazirliklardan haberli oldugu açik açik görülmektedir.
Yine bu gelismelerden anlasiliyor ki, ülkücüler, Maras katliamini, gönderilen bombali paketlere göre planlamislar ancak, Pazarcik CHP Ilçe Baskani Memis ÖZDAL’in paketi almayisi ve güvenlik güçlerinin Maras’ta ortaya çikardiklari irkçi örgüt elemanlarinin tutuklanmasi, Maras’ta katliami geciktirmistir.
O tarihten Aralik’a kadar geçen sekiz aylik süre içinde katliamin altyapisi hazirlanmaya çalisilir. Katliamdan bir hafta önce, görevli olduklarini söyleyen birtakim kisiler, Alevi ve solcularin oturduklari semtlerde, bir tür nüfus sayimi yaptiklarini söyleyerek konutlari dolasmislar, evde kaç kisinin oturdugunu sormuslar ve yeni numaralar verdikleri kapilari kirmizi boyayla isaretlemislerdir. Baska bir bölgede baska bir grup, bu kez PTT görevlisi olduklarini ve mektuplarin kaybolmamasi için bir çalisma yaptiklarini söyleyerek kapilara boyayla isaretler koymuslardir. Isaretlerin ne anlama geldigini “isaretlenenler” bir hafta içinde aci bir sekilde ögreneceklerdi.
Kamuoyu nezdinde katliama mesruiyet kazandirmak için bazi senaryolarin hazirlanmasi da gerekiyordu. Fasist örgütlerin her zaman basvurduklari yöntemlerden biri “Dini ve camileri” kullanmaktir. Belirli yerlere ve özellikle ibadethanelere patlayici madde atiyorlar ve “Dinsiz solcular atti” diye propaganda yapiyorlardi. Maras katliaminda da ayni yönteme basvurulmustur. Kendi binalarina ve camilere tesiri az patlayicilar atiyor, sonra suçu solculara yükleyerek “mesru tepkilerini” göstermek için miting ve yürüyüs yapiyor, ardindan saldiriya geçiyorlardi. Maras’ta da bu yönde planlar yapilmis, hazirliklar tamamlanmistir. Sira artik uygulamaya gelmistir.

d) Katliamin baslama vurusu: Çiçek Sinemasinda patlama
ÜGD tarafindan getirtilen “Günes Ne Zaman Dogacak” isimli bir film 16 Aralik 1978’de Çiçek Sinemasinda gösterilmeye baslanir. 19 Aralik Sali günü seans saat 20.00’de baslamistir. Seyirciler içinden sik sik “Müslüman Türkiye, Milliyetçi Türkiye, Basbug TÜRKES, Komünistler Moskova’ya, Katil iktidar” sloganlari yükselmektedir.
Çiçek Sinemasi, Maras’in Bogazkesen, Kanlidere, Uzunoluk ve Kale Caddelerinin kesistigi dört yol agzindadir. PTT ve CHP binasina yakindir. Filmin bitimine az bir süre kalmisken salonda tesiri az olan bir patlama olur. Önceden hazirlanmis 30-40 kisilik Ülkü Ocakli bir grup, “Bunu solcular atti” diye diger seyircileri tahrik etmisler, sloganlarla PTT ve CHP binasina saldirmislardir.
Polis, olaya hemen el koyar. Arastirma sonucu patlayici maddenin ülkücüler tarafindan atildigi ortaya çikar. Bu nedenle bazi kisiler gözaltina alinir. Gözaltina alinanlardan Yusuf ILHAN, poliste verdigi 21 Ocak 1979 tarihli ifade tutanagi söyledir:
“Daha önceden tanidigi sanik Ökkes KENGER’in 17. 12. 1978 Pazar günü kendisine ‘Ankara’dan geldim, cezaevinde yatan kardesin Muhittin’i gördüm, sana selami var, ama sen kardesine layik degilsin; neden sagda solda dedikodu yapip kardesimin cezaevine girmesine onlar sebep oldu diyorsun, biz Kahramanmaras’i düzeltecegiz. Çiçek Sinemasindaki film ülkücüleri savunuyor, arkadaslarimiz oraya toplaniyor, biz bunlari istedigimiz yöne çekebiliriz, sana da is düsüyor. Bir görev versek yapar misin?’ dedigini; kendisinin ‘Kardesimi yaktiniz, beni de mi yakmak istiyorsunuz?’ diyerek bu teklifi kabul etmedigini ve yanindan ayrildigini; 18. 12. 1978 Pazartesi günü eski belediye önünde yine yanina gelen sanik Ökkes KENGER’in ‘Sana bir görev verecegim, yapmazsan seni harcariz, bu baskanin emridir’ dedigini, tuvalete gidecegini söyleyerek sanigin yanindan ayrildigini; aksam eve geldiginde kardesi Mehmet ILHAN’in ‘Seni bir arkadasin Kümbet Çay Bahçesinde bekliyor’ demesi üzerine oraya gittiginde sanik Ökkes KENGER’in kendisini bekledigini ve ‘Yarin aksam Çiçek Sinemasina patlayici madde atacagiz, esas görevi biz yapacagiz, senin yapacagin iste korkacak bir sey yok, tas atmak gibi bir sey’ diyerek parkasinin cebinden çikardigi kirmizi çiçekli bir beze sarilmis yarim dinamit lokumunu kendisine verdigini; fitilinin yarim parmak disarida göründügünü; beze sarili bir yarim dinamit daha göstererek ‘Bir arkadasimla beraber sinemada olacagiz, yan salondan sahne kismina geçip oradan atacagiz, sen yarin aksam fllm basladiktan sonra kaleye çikan yolun üzerinde dolas, içerdeki patlamayi duyduktan sonra elindeki dinamiti atesleyip sinemanin damina at’ dedigini; kendisinin bu dinamiti aldigini; 19. 12. 1978 günü aksam sinemadaki patlamayi duyunca kendisinin de elindeki dinamiti atesleyerek sinemanin damina firlattigini; ancak dinamitin patlamadigini; bilahare bulustuklari ÖKKES’in ‘Sen bizi kandirdin, dinamiti atmadin’ dedigini; yanindan ayrilip eve gittigini, dinamiti patlatmaktaki amacinin sinemadaki ülkücü gençligi ve disaridaki halki tahrik etmek ve patlamayi solcularin yaptigi intibaini vererek hadise yaratmak oldugunu söylemistir.” 7
Poliste yapilan islemden sonra Sikiyönetim Komutan Yardimcisi da Yusuf Ilhan ve Ökkes KENGER’i ayri ayri çagirarak ifadelerini alir. Yusuf ILHAN, dinamiti Ökkes KENGER’in verdigini tekrarlamis, Ökkes KENGER de olayi dogrulamistir.
Tanik Ismail Laçin ise Savcilik ifadesi tutanaginda su bilgiler vardir: “Çiçek Sinemasina patlayici madde atildigi gece Manisa’daki kizina telefon etmek için PTT’de bulundugu sirada sanik Ökkes KENGER’in gelerek bir konusma yaptigini ve PTT’den ayrildigini; sanigin ne konustugunu duymadigini, aradan 5-6 dakika geçtikten sonra sinemada patlama oldugunu; bir sivil sahsi içeriye getirdiklerini, disaridaki halkin PTT’yi taslayip camlari kirdigini; daha sonra gelen polislerin bu sivil sahsi alip götürdüklerini,
“Sanik Ökkes KENGER’in bir süre sonra bu defa yaninda 15 kisilik bir grup ile tekrar PTT’ye gelip telefon yazdirdigini; telefonu hemen çikinca durumun ilgisini çektigini, zaten kabinin kapisinin da açik oldugunu ve konusmanin da rahat duyuldugunu, ‘Orasi Genel Merkez mi? Ben teskilattan Ökkes KENGER, sen onlara söyle beni tanirlar, burada sinemaya bomba atildi, 10 yarali var, 4’ü agir, söyle acele gelsinler!’ dedigini; bu ikinci konusmada sanigin yaralilarin ismini yazdirmadigini ve herhangi bir dergi isminin geçmedigini söylemektedir.” 8
Kahramanmaras Valiligi, Ismail LAÇIN’in ifadesi dogrultusunda telsizle durumu Içisleri Bakanligi’na iletir. Yapilan arastirmada Ökkes KENGER’in Ankara’da konustugu telefonun Ülkücü Gençlik Dernegine ait 294351 nolu telefon oldugu; ve konusmanin, patlayici maddenin atildigi gün 20.40 ile 22.27 saatleri arasinda yapildigi tespit edilir. 9
Polise ve Sikiyönetim Komutan Yardimcilarina verdikleri ifadeleri mahkemede kabul etmeyen saniklarin tümü, yargilama sonunda delil yetersizliginden beraat eder. (Hatta birinci sanik Ökkes KENGER, MHP ve BBP’den milletvekili olarak Meclise girer.)
Fasistlerin bütün çabalarina karsin, kentteki Aleviler ve solcular, provokasyona gelmemek konusunda titiz davranirlar ve “Ne gelecekse mala gelsin, cana gelmesin” diye temkinli olmaya özen gösterirler. Ne var ki, fasistler kararlidir. 20 Aralik’ta saat 20.00 siralarinda bu kez de, Yeni Mahalle’de sol görüslülerin ve Alevilerin devam ettigi Akin Kiraathanesi’ne patlayici madde atilir ve iki kisi agir yaralanir. 21 Aralik aksami, Devlet Hastanesi civarinda oturan sag görüslü judo ögretmeni Güngör GENÇAY’in olmadigi sirada evine patlayici madde atilir.
Iki ögretmen öldürülüyor
Maras Meslek Lisesi ögretmenlerinden sol görüslü Haci ÇOLAK ve Mustafa YÜZBASIOGLU, 21 Aralik’ta okuldan evlerine giderlerken yolda silahli saldiriya ugrarlar. Haci ÇOLAK olay yerinde ölürken; Mustafa YÜZBASIOGLU yarali olarak hastaneye yetistirilir, ama kurtarilamaz ve yasamini yitirir.
Ögretmenlerin cenazesi 22 Aralik’ta kaldirilacaktir. Fasistler ve sagci gruplar, cenaze törenine saldirmak için geceden çevre il, ilçe ve köylere adam göndererek, “Komünistler, Aleviler Cuma namazinda camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeslerimizi katledecekler. Bunun hazirligini yapiyorlar. Müslüman kardeslerimizi katliamdan korumak için toplanalim” diye çagri yaparlar. Bu arada Maras Müftüsünün de resmi araçla kentte dolastigi, halki kiskirttigi bildirilir. 10
Fasistlerin ve din görevlilerinin propagandasinin sonucu, on bine yakin kalabalik Ulu Cami’nin etrafina ve cenazelerin gelecegi güzergah üzerinde toplanir.
Cumhuriyet Savcisi, otopsisinin çabuk yapilmasi ve defin için cenazelerin bir an önce teslim edilmesi istegiyle, Devlet Hastanesi Bashekimi Çetin DIKER’i sikistirmakta, ancak Bashekim, “Halen kursunlar bulunamadi, film çekmemiz gerekiyor” diye teslimati geciktirmektedir. Bashekimin amaci, cenaze törenini cuma namazi bitimine denk getirmektir. Nihayet cenazeler saat 14.30’da sahiplerine teslim edilir. Bashekim de özel otosuna binerek Ulu Cami’ye gider. Orada toplanan MHP’li tanidiklarina, “Cenazeyi teslim ettik, birazdan gelirler” der. Devlet Hastanesinin bir hemsiresi, o günü, “Otopsinin tamam olmasindan sonra, Bashekim Çetin Bey hastaneden ayrildi. Giderken bize, sakin ayrilmayin, yarali ve ölü gelebilir, dedi. Biz korktuk, telaslandik” diye anlatmaktadir. 11
Meslek Lisesinde yapilan törenden sonra cenazeleri Ulu Cami’ye götürmek üzere kortej yola çikar. Korteje bes bine yakin kisi katilmistir. Yolda polis ve askeri birlikler, kortejdekileri tek tek arayarak ellerindeki pankartlara varincaya dek, üzerlerinde ne varsa toplar. Cenaze korteji Ulu Cami’ye yaklastiginda, toplanan saldirganlar “Komünistlerin, Alevilerin namazi kilinmaz. Komünistler Moskova’ya, Katil iktidar” sloganlariyla bagirarak saldiriya geçer. Ellerindeki tas, sopa, kiremit parçalari ve patlayici maddelerle korteje saldirilmasi üzerine, iki grubun arasinda bulunan polisler, kaçar ve hükümet binasina siginirlar. Orada bulunan ve sayisi az olan jandarma birligi havaya ates ederek saldiriyi durdurmaya çalismis, ancak basarili olamamistir. Kortejdekilerin kaçmak zorunda kalmasi sonucu ortada sahipsiz kalan cenazeleri askeri birlik alir ve Devlet Hastanesinin morguna götürür.
Bu arada, fasist saldirganlar gruplar halinde, sehir içine dalmis, Alevilerin yogun oldugu mahallelere dagilarak önüne gelenleri dövmeye, ev ve isyerlerini tahrip etmeye baslamisti. CHP, DISK, TÖB-DER, POL-DER, TIKP, Tekstil Sendikasi ve Saglik Müdürlügünün binalarini yakip yikan saldirganlar, av tüfegi satan bazi dükkanlari talan ederek silahlarini götürürler. Sokak ve mahalle aralarinda girdikleri çatismalar sonucu, saldirganlarin üçü hayatini kaybeder: Cemil KARADUTLU, Memili BAKICI, Hamza YILMAZ. Olaylar, askeri birlikler tarafindan ancak geç saatlerde denetim altina alinabilir. Saldiri sonucu, 100’e yakin isyerinin tahrip edilerek yakildigi saptanir. 22 Aralik günü böyle noktalanir.

2. Toplu katliam baslatiliyor
Gelismelerin iyiye dogru olmadigini gören Alevi, CHP ve diger sol partilerle demokratik kitle örgütlerinin temsilcilerinden olusan bir grup, ayni gün Valiye, Emniyet Müdürüne, Jandarma Alay Komutanina giderek ertesi günün olayli geçeceginden endise ettiklerini belirtir ve önlem alinmasini isterler. Vali ve yetkililer kaygisizca güvence verirler: “Devlet güçlüdür, her olayin üstesinden gelecek güçtedir. Önlemler alinmistir. Vatandaslar emin olsunlar.” Oysa ögretmenlerin cenaze töreninde ertesi günün kanli geçeceginin somut belirtileri vardi. Her nedense, çevre illerden güvenlik yardimi istenmedigi gibi, yeterince önlem alma yoluna da gidilmez.
Fasist gruplar ve yandaslari, cenaze töreniyle ilgili saldiri olayini degerlendirerek 23 Aralik 1978 günü baslatilacak katliamin planini yeniden gözden geçiriyorlardi. Saldiri için gerekli sopa, demir çubuk, benzin ve gaz, paçavralar, kazma, kürek gibi araç ve gereçlerini tamamlayarak güvenli evlerde saklamaya; saldiriyi yönetecek kadrolarini belirleyerek eksiklerini gidermeye çalisiyorlardi.
23 Aralik Cumartesi yapilacak saldiriya ve katliama halki da katmak için camilerde ve belediye hoparlöründen yapilacak çagrinin metni hazirlanir. sabahinda Belediye hoparlörü ve camilerden, sabah saatlerinden itibaren araliksiz olarak, “Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafindan sehit edilen üç din kardesimizin cenazesi kalkacaktir. Bütün din kardeslerimiz buna katilsinlar, son görevlerini yapsinlar” seklindeki duyuru yapilmaya baslanir. Yatsi ve sabah namazinda da cami imamlari ayni çagriyi yaparlar. Artik katliamin hazirliklari tamamlanmistir ve saldiri emri beklenmektedir.
Belediye hoparlöründen yapilan anonsu durdurmak için giden Yzb. Bülent ENGIN karsilastigi durumu söyle anlatiyor:
“... 23. 12. 1978 günü, saat 06.30’dan itibaren verilen görev geregince Egitim Enstitüsü ve çevresinde tertibat alindigini; saat 08.00’e dogru askerlerin Belediye hoparlöründen tahrik edici yayin yapildigini bildirmeleri üzerine Belediye hoparlörlerini dinledigini; hoparlörlerden ‘Vatandaslar, din kardeslerimiz, toplanip aksamki olaylarda ölen ölülerimizi gömelim’ seklinde yayin yapildigini; bundan sonra sehrin çesitli kesimlerinde yer yer dumanlar görüldügünü ve silah seslerinin gelmeye basladigini; yakindaki belediye binasina giderek yayin odasina girdigini; yayin odasinda kimsenin olmadigini, etrafta bulunanlara, ‘Bu yayini kim yapti?’ diye sordugunda, bilmediklerini söylediklerini; saat 10.30’a dogru sokaga çikma yasagi konuldugunu ve bu yasagin belediye hoparlöründen yayinlatilmasi emrinin kendisine verildigini; bunun üzerine tekrar belediye yayin odasina girdigini, orada bulunan polis memurunun sokaga çikma yasagina iliskin Valilik emrini daha önce getirdigi halde yayin yapmadiklarini kendisine söyledigini; orada bulunan memurlara sordugunda, ‘Su anda Belediye Baskani uyuyor, onun emri olmadan yayin yapmayiz’ dediklerini, bunun üzerine Belediye Reisinin iznine gerek olmadigini, sokaga çikma yasagi duyurusunun 10 dakikada bir yayinlanmamasi halinde yayin odasina el koyup yayin yapmayanlari tutuklayacagini söylemesi üzerine duyurunun belediye hoparlöründen yayinlanmaya basladigini; Egitim Enstitüsü yukarisindaki Hükümet Konagi önünden geçen Trabzon Caddesi üzerindeki büyük bir grubun oradaki dükkanlari tahrip ettiklerini...” 12
Askeri yetkilinin belirttigi gibi, belediye hoparlöründen yapilan anons hem halki tahrik etmekte, hem saldirinin baslatilmis oldugunun isaretini vermektedir. Bunun üzerine, katil fasistler, mahallelere dagilarak saldiriya baslamislardir.
23 Aralik günü, mahallelere yaygin ve sistematik saldiri baslatilir.

a) Mahallelere Saldiri
Yörükselim ve Magarali Mahallesi
Sabahin ilk saatlerinde, Abdurrahman Kurt’un evine civardaki evlerden otomatik silahlarla ates edilmis; gazli paçavralar ateslenerek evin içine atilmistir. Daha sonra eve giren fasistler, evdeki insanlari feci sekilde döverek iskence etmistir. Sokaklarda dolasan baska bir grup, silahla evlere ates etmektedir.
Yörükselim Mahallesine giden saldirgan gruba katilmak, destek vermek için Uzunoluk Caddesi üzerinde toplanan üç bine yakin ve ellerinde MHP bayragi bulunan bir topluluk, “Alevilere ölüm, komünistler Moskova’ya, milliyetçi Türkiye” sloganlariyla harekete geçer. Askeri birlikler saldirganlari engellemeye çalismis, ancak topluluk, içlerindeki maskeli kisilerin, “Ne duruyorsunuz, Yörükselim’de arkadaslarimiz sehit ediliyor, yürüyelim” tahrikiyle barikati yaran topluluk, Yörükselim’deki saldirgan gruba katilmistir. Ellerinde sopa, demir çubuk, odun, balta, nacak, silah ve patlayici maddeler bulunan saldirganlar, önceden isaretlenmis Alevi evlerini tahrip ederek atese veriyorlardi. Mahallede, bazi kisilerin, saldirganlara karsi savunmak amaciyla ates açtiklari, birkaç kisinin öldügü söylenir. Yörükselim Mahallesini isgal eden fasistlerin bir grubu, Ahirdagi eteklerindeki Çamlik bölgesinde bulunan Alevi evlerine yönelir, ancak burada sol bir grubun direnisiyle karsilasir; karsilikli çatisma sonucu taraflardan ölenler olur.
Sayisi bini bulan bir saldirgan toplulugu Magarali Mahallesini basmis, evlerinden disari çikardiklari Alevileri kursuna dizmislerdir. Katliam sonrasi, dere içinde Alevilere ait kokusmus 16 ceset bulunmustur.
Katliami yasayanlar anlatiyor:
“... Hep ellerinde Alman tüfegi, mavzer, makineli tüfekler vardi. Kadinlarimizin memeleri kesildi. Alti aylik çocugumuza kursun sikildi. Kollari kesildi, kafalari dövüldü (ezildi). Kadinlarimizin hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasinin yaninda yaptilar. Kocasi dedi ‘Allah’tan korkun’. Kocasini çektiler öldürdüler. Ardindan kadini öldürdüler. 20 yasinda bir babayi ogluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine sis soktular insanlarin. Seyrantepe’de Kasanli (...)ün karisinin irzina geçip, kursuna dizdiler. Daha sonra külotunu çikarip sokaga attilar. Kalayci Sah Ismail’e de baltayla vurup beynini parçaladilar....” 13
Mahmut DUMAN: “Evimiz, Yörükselim Mahallesi Çesme Sokaktadir. Evde oturuyorduk. Sokaktan ve evimizin yakinindan silah sesleri gelmeye basladi. Pencereden baktigimizda, büyük bir kalabalik gördük; ellerinde sopa, satir gibi cisimler vardi. Bagiriyorlardi. Bizim evin üst tarafinda bulunan birkaç evi yakmislardi. Evlerin penceresinden alevler yükseliyordu. Bizim evi sardilar, biri ‘Bu evdekilere dokunmayin’ diye bagiriyordu. Kalabalik evimizin etrafindan dagilarak baska tarafa gitti. ... Daha sonra, tahminen saat 12.00 siralariydi. Disaridan evimize silahla ates edildi. Sokakta 25-30 kisi gaz doldurduklari siseleri atesleyerek pencereden içeriye attilar. Içerisi alev aldi. Bir grup da kapiyi zorladi ve kirarak içeriye girdi. Ellerinde tahta, nacak, silah vardi. Bizi evden disari çikardilar, ellerimizi basimizin üstünde tuttuk. Bu sirada bize ates ettiler. Oglum Mehmet Duman öldü. Biz de yaralandik. Askerler geldi, bizi alip götürdüler.” 14
Hüseyin ÜN: “Yörükselim Mahallesi Çamlik Caddesi Balkaya Sokaginin basinda evde oturuyoruz. 23. 12. 1978 Cumartesi günü hastanenin önünden silah sesleri ve bagirtilar geldi. Evin önüne çiktik ve baktik. Ellerinde silah ve çesitli saldiri malzemesi bulunan kalabalik bir grup bize dogru geliyordu. Gelen grubu, evimize yaklastirmamak için tas attik. Onlar da silahla bize ates ettiler. Kaçarak evin içine girdik. O sirada askerler geldi, saldirganlari uzaklastirdilar. Ögle zamaniydi, askerler gitti. Askerlerin gittigini gören saldirgan grup tekrar mahalleye daldi. Evimizi otomatik silahla taradilar. Eve girdiler, sopalarla bizi dövdüler; sonra bizleri siraya dizdiler, silahla taradilar. Kamil GÜLSEN, Zeynep ÜN ile Yusuf LAKAP öldürüldüler. Beni ve Sakir’i öldü diye orada biraktilar. Yaraliydik, askerler geldi ve bizi hastaneye götürdüler.” 15
Meryem POLAT: “Bes çocugum, damadim ve kizimin nisanlisi vardi. Evimiz, mahallenin en ucundaydi. Ortalardaki bir eve gittik. Sabahtan baslayip ikindiye kadar bütün evleri yaktilar. Bir çocuk kazanda yakildi. Bizim evin de yandigini duydum, çocuklarla gittik, baktik yaniyordu. O sirada bagira bagira 100 kadar kisinin geldigini gördük. Hemen yanan evin bodrumuna sigindik. Her seyi tekrar talan ettiler. Biz bodrumda suyun içindeydik; üstümüz tahtaydi. Tahtalar yaniyor, üstümüze düsüyordu. Evim kül oldu. Bodrumda sekiz kisiydik, orada oldugumuzu anlamadilar, çikip gittiler. Askerler gelip bizi Ticaret Lisesi’ne götürdüler” 16
Yörükselim ve Magarali Mahallesinde; Zekeriya, Gülsen, Kamil ÜN, Sah Ismail KALAYCI, Mahmut DUMAN, Evliya ERMIS, Hasan ÖZTAS öldürülmüs, çok sayida insan da yaralanmistir. Yörükselim’de 129 ev ile 14 isyeri; Magarali Mahallesinde de 45 ev ile 2 isyeri tahrip edilerek yakilmistir. Katliamdan önce, bu mahallelerde bulunan Hasköy Sokaginda 32, Alanya Sokaginda 6, Karacaköy Sokaginda 13, Elbistanlilar Sokaginda 12 ve Göksun Sokaginda da 3 evin kapisina kirmizi isaret yapildigi ve yeni numaralarin yazildigi askeri görevlilerce tespit edilmistir. 17

Serintepe Mahallesi
23 Aralik sabahinin ilk saatlerinde saldirgan bir grup mahalleyi basar. “Aleviler, diger mahallelerde Müslüman kardeslerimizi, kadinlarimizi katlediyorlar. Camileri atese veriyorlar” seklindeki kiskirtmalarina kapilan ve daha önce tarafsiz görünen birçok Sünni de onlara katilmisti. Alevilere ait önceden isaretlenmis evlere giren ve içerdekileri, sopa, satir ve silahla iskence ederek öldüren saldirganlar, evleri atese vermislerdir.
Olayi yasayanlar anlatiyor:
Murat BOZKURT: “23.12.1978 günü sabah saat 08.30 siralariydi. Bakkal Murat’in evinin önüne minibüs, kamyon ve traktörlerle insanlar getirildi. Kisa sürede kalabalik büyüdü. Sonra ‘Müslüman Türkiye, Komünistler Moskova’ya Allah’ini seven gelsin, Alevilere ölüm, Alevileri yasatmayalim’ sloganlariyla bagirarak yürüyüse geçtiler. Ellerinde kesici, delici aletler, tas sopa ve uzun menzilli silahlar vardi. Biz, Imam ERGÖNÜL’ün evinde bulunuyorduk. Evin etrafini sardilar. Taslarla camlarini kirdilar. Sonra baska tarafa dogru bagirarak gittiler. Aradan birkaç dakika geçmemisti ki, tekrar geldiler. Eve hücum ederek, evin tavanini deliciyle delmeye çalistilar. Evin içine, gaza batirilmis bez parçalarini atesleyerek atiyorlardi. Pencereden patlayici madde attilar. Evin içini alevler sardi. Kadin, çocuk bagirarak korunmaya çalisiyorduk. Baska bir grup da demir kapiyi sökmeye çalisiyordu. Içerde hiçbir sey yapamiyorduk.. Atesi söndürmeye çalisirken kapiyi kirip içeriye dolustular. Bizlere sopa, nacak, kiliç gibi kesici aletlerle vurmaya basladilar. Her tarafimiz kan içindeydi. Küfür ve hakaret ediyorlardi. Yalvarmalarimiz çevrede yankilaniyordu. Bir yanda yanan ev ve esyalar, bir yanda yaralilar ve akan kanlar tüyleri ürpertiyordu. Bizi siraya dizdiler, silahla ates ettiler. Imam , Hüseyin, Güllü ERGÖNÜL ile Haci Bektas BOZKURT ve Mahmut ÜNAL’i öldürdüler. Birkaçimiz da agir yaralandik. Kargasa ortasinda bir firsatini bulup (Ben, Ibrahim BOZKURT, Mercan BOZKURT ve Sultan ATES) disari kaçtik. Oradan Magarali Deresinin öbür tarafinda bulunan Molla TABAK’in evine sigindik. Sonra askerler geldi, bizi Kislaya götürdüler. Yakinlarimiz öldürüldü. Evlerimiz, esyalarimiz tamamen yandi...” 18
Hatun KÖSE: “23.12.1978 Cumartesi günü sabahin ilk saatlerinde bakkal Murat’in evinin önüne arabalarla, kamyonlarla çok kisi geldi. Hepsinin elinde tahra, satir, nacak, silah, sopa vardi. Topluca yürüyüse geçtiler. ‘Durmayin, 5 yasindan 90 yasina kadar durmayin, Komünist Alevileri öldürün, kim bunlari öldürürse cennetlik olacaktir. Kahrolsun Komünistler, Yasasin Türkes’ diye bagiriyorlardi. Yörükselim Mahallesine dogru yürüdüler. Çok sürmedi, geri döndüler. ‘Vurun, kirin, öldürün’ diye emir veriyorlardi. Alevilerin evlerine saldirdilar, yakmaya, tahrip etmeye basladilar. Bir grup da ellerindeki silahlarla pencerelerden içeriye ates ediyorlardi. Biz de korkumuzdan Mehmet POLAT’in evine sigindik. Sigindigimiz bu eve de saldirdilar. Tas ve sopalarla pencereleri kirdilar. ‘Vurun komünist Alevilere’ diye sürekli bagiriyorlardi. Mehmet POLAT’in kapisinin önünde oturan 80 yasindaki M. Ali GÜNER’in boynuna tahrayi dayadilar. ‘Müslüman misin, degil misin?’ diye soruyorlardi. Bu sirada askerler yetisti, saldirganlari uzaklastirdilar. Askerler sira halinde evlerin önünde nöbet tuttular. O sirada saldirganlarin cephanelige yürüdüklerinin haberi gelince, askerler oraya dogru kosarak gittiler. Askerler gidince saldirganlar, gruplar halinde asagidan ve yukaridan silahla ates ettiler. Evlerin üzerinde kursunlar vizir vizir gidiyordu. Can korkusuyla yerlerde sürünerek kaçmaya çalisiyorduk. Bu sirada Hüseyin KILIT ile Hatice TEMIZ atilan kursunlarla yaralandilar. Sürünerek, çömelerek Magarali Deresini geçtik. Molla TABAK’in evine zor bela yetiserek içeri girdik. Bu sirada içeri girmekte olan Hüseyin ve karisi Fatma BAZ vurularak öldürüldü. Fatma BAZ’in kucagindaki küçük çocugu 6 aylik Yilmaz da kursunla vurularak öldürüldü. Sigindigimiz Molla TABAK’in evinin etrafini sardilar. Her taraftan yagmur ve dolu gibi kursunlar geliyordu. Evin camlari, kapilari delik-desik olmustu. Biz içerdekiler de yerlere uzanarak kursunlardan saklanmaya çalisiyorduk. Saldirganlarin elinde üç hilalli bayraklar vardi. Topluca hücuma geçtiler. Bizler korku içinde birbirimize sarildik. Tam içeri girecekleri sirada askerler yetisti, bizi alip askeri kislaya götürdüler. Ölüler orada kaldi. Esyalarimizin bir kismini alip götürüyorlardi, geri kalani evle birlikte yaktilar. Bizler de esirler gibi ortada kaldik. O günlerde Maras’ta devletin yerini fasist saldirganlar almisti..” 19
Kamil BERK: “23. 12. 1978 günü, geceden beri bir seylerin olacaginin kusku ve korkusunu yasiyorduk. Ama yine de, devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki, ... sabahin ilk saatleriydi, günes dogmak üzereydi. Mahallenin sokaklarinda sopali, silahli, baltali büyük bir grup bagirarak yürüyorlardi. Magarali Deresini geçerek Ahmet TABAK’in motorunu yaktilar. Sonra Ahir Dagina dogru gittiler. ‘Allahini, peygamberini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim’ çagrisiyla ve bagirmalariyla mahalle içinde saldiriya geçtiler. Bu sirada askerler geldi, saldirganlari asagi dogru indirdiler. Ögleden sonra yeniden geldiler. Benzin siseleri vardi. Alevilerin evlerine saldirdilar, evlerin penceresinden benzin siselerini içeri attilar; arkasindan gazli bezleri atesleyerek içeri attilar. Evleri atese verdiler. ‘Maras size mezar olur, vatan olmaz; Yasasin Türkes, Yasasin MHP’ diye bagiriyorlardi. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ates etmeye basladilar. Korkudan kaçip kurtulmak isteyenlere arkadan ates edip öldürüyorlardi. Bu sirada evden çikmakta olan Cemal BAYIR ve Ali ÜN’e silahla ates ettiler ve öldürdüler. Biz de Molla TABAK’in evine sigindik. Bu eve de ates ettiler. Merdiven basinda içeri girmeye çalisan Fatma BAZ ile Zeynep AYDOGDU’yu kursunla öldürdüler. Fatma BAZ’in kucagindaki 6 aylik oglu Yilmaz da kursunla öldürüldü. Molla TABAK’in evine çok insan siginmisti. Disaridan yagmur gibi kursun geliyordu. Evin camlari, kapilari delik desik olmustu. Bizler içerde birbirimize sarilarak hem agliyor, hem korunmaya çalisiyorduk. Askerler geldi, hepimizi kislaya götürdüler. Evlerimiz, esyalarimiz hem yagmalandi, hem yakildi.” 20
Serintepe Mahallesinde, Hatice GÖRÜR, Ali ASLAN, Cemal BAYIR, Ali ÜN, Fatma BAZ, Yilmaz BAZ, Hüseyin BAZ, ZeynepAYDOGDU, Imam ERGÖNÜL, Haci Bektas BOZKURT, Hüseyin ERGÖNÜL, Güllü ERGÖNÜL, Mahmut ÜNAL, Ismail KARACA öldürüldü. 96 ev de tahrip edilerek yakildi.

Yusuflar Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü sabahi, ellerinde çesitli saldiri malzemesi olan, önlerinde maskeli kisilerin bulundugu bine yakin saldirgan, sloganlarla Yusuflar Mahallesini çember içine aldi ve Alevilerin evlerine otomatik silahlarla ates etmeye basladi. Saldirganlar, daha sonra kapilarini kirarak içeriye girdikleri evlerde bulunanlari satir, sopa ve silahla dövdüler ve öldürdüler.

Naciye-Habibe ÜNVER: “Yusuflar Mahallesi Dalyan Sokakta oturuyorduk. 23. 12. 1978 sabahi saat 09.00 siralarinda saldirgan bir grup evimizi basti. Korkumuzdan, komsumuz Osman KÜÇÜKBESE’nin evine gittik. Hepimiz bir odada gizlenmeye çalisiyorduk. Saldirganlarin sayisi tahminen bes alti bin kisi kadardi. Önce evimizi yagmaladilar, esyalarimizi disari çikararak yaktilar. Bir grup saldirgan da saklandigimiz evi basti. Saklandigimiz odanin kapisini içerden kilitlemistik, kapinin kilidini ve kapiyi taradilar. Içerde bulunan Mehmet ÜNVER alnindan kursunla yaralandi. Kapiyi kirdilar, odaya daldilar. Içerde bulunan erkekleri (eve siginan Ünver ailesinin erkekleri) alip disariya çikardilar. Yol üzerinde ‘Allahini seven vursun’ diye bagirdilar. Topluca tas, sopa, balta ile vurmaya basladilar. Malik ÜNVER’i öldürdüler. Bu sirada Mehmet ve karisi Döndü ÜNVER, kaçarak karsidaki komsumuz Nebahat ALBEZ’in evine siginmaya çalisiyorlardi. Arkasindan kosan saldirganlar her ikisini de yakalayarak, öldürdükleri Malik’in cenazesinin yanina götürdüler. Bu arada Mehmet ve karisi Döndü ‘Her ikimizi birden öldürün’ diye bagirdilar. Her ikisine önce sopa ve tasla vurdular, sonra silahla öldürdüler. Bu sirada, saldirganlar yanlislikla bir arkadaslarini da vurdular. Onun cenazesini hemen alip kaçirdilar. Disardaki kalabalik büyüdü. Sonra ‘Müslüman Türkiye, Komünistler Moskova’ya Allah’ini seven gelsin, Alevilere ölüm, Alevileri yasatmayalim’ sloganlariyla bagirarak yürüyüse geçtiler. Ellerinde kesici, delici aletler, tas sopa ve uzun menzilli silahlar vardi. Biz, Imam ERGÖNÜL’ün evinde bulunuyorduk. Evin etrafini sardilar. Taslarla camlarini kirdilar. Sonra baska tarafa dogru bagirarak gittiler. Aradan birkaç dakika geçmemisti ki, tekrar geldiler. Eve hücum ederek, evin tavanini deliciyle delmeye çalistilar. Evin içine, gaza batirilmis bez parçalarini atesleyerek atiyorlardi. Pencereden patlayici madde attilar. Evin içini alevler sardi. Kadin, çocuk bagirarak korunmaya çalisiyorduk. Baska bir grup da demir kapiyi sökmeye çalisiyordu. Içerde hiçbir sey yapamiyorduk.. Atesi söndürmeye çalisirken kapiyi kirip içeriye dolustular. Bizlere sopa, nacak, kiliç gibi kesici aletlerle vurmaya basladilar. Her tarafimiz kan içindeydi. Küfür ve hakaret ediyorlardi. Yalvarmalarimiz çevrede yankilaniyordu. Bir yanda yanan ev ve esyalar, bir yanda yaralilar ve akan kanlar tüyleri ürpertiyordu. Bizi siraya dizdiler, silahla ates ettiler. Imam , Hüseyin, Güllü ERGÖNÜL ile Haci Bektas BOZKURT ve Mahmut ÜNAL’i öldürdüler. Birkaçimiz da agir yaralandik. Kargasa ortasinda bir firsatini bulup (Ben, Ibrahim BOZKURT, Mercan BOZKURT ve Sultan ATES) disari kaçtik. Oradan Magarali Deresinin öbür tarafinda bulunan Molla TABAK’in evine sigindik. Sonra askerler geldi, bizi Kislaya götürdüler. Yakinlarimiz öldürüldü. Evlerimiz, esyalarimiz tamamen yandi...” 18
Hatun KÖSE: “23.12.1978 Cumartesi günü sabahin ilk saatlerinde bakkal Murat’in evinin önüne arabalarla, kamyonlarla çok kisi geldi. Hepsinin elinde tahra, satir, nacak, silah, sopa vardi. Topluca yürüyüse geçtiler. ‘Durmayin, 5 yasindan 90 yasina kadar durmayin, Komünist Alevileri öldürün, kim bunlari öldürürse cennetlik olacaktir. Kahrolsun Komünistler, Yasasin Türkes’ diye bagiriyorlardi. Yörükselim Mahallesine dogru yürüdüler. Çok sürmedi, geri döndüler. ‘Vurun, kirin, öldürün’ diye emir veriyorlardi. Alevilerin evlerine saldirdilar, yakmaya, tahrip etmeye basladilar. Bir grup da ellerindeki silahlarla pencerelerden içeriye ates ediyorlardi. Biz de korkumuzdan Mehmet POLAT’in evine sigindik. Sigindigimiz bu eve de saldirdilar. Tas ve sopalarla pencereleri kirdilar. ‘Vurun komünist Alevilere’ diye sürekli bagiriyorlardi. Mehmet POLAT’in kapisinin önünde oturan 80 yasindaki M. Ali GÜNER’in boynuna tahrayi dayadilar. ‘Müslüman misin, degil misin?’ diye soruyorlardi. Bu sirada askerler yetisti, saldirganlari uzaklastirdilar. Askerler sira halinde evlerin önünde nöbet tuttular. O sirada saldirganlarin cephanelige yürüdüklerinin haberi gelince, askerler oraya dogru kosarak gittiler. Askerler gidince saldirganlar, gruplar halinde asagidan ve yukaridan silahla ates ettiler. Evlerin üzerinde kursunlar vizir vizir gidiyordu. Can korkusuyla yerlerde sürünerek kaçmaya çalisiyorduk. Bu sirada Hüseyin KILIT ile Hatice TEMIZ atilan kursunlarla yaralandilar. Sürünerek, çömelerek Magarali Deresini geçtik. Molla TABAK’in evine zor bela yetiserek içeri girdik. Bu sirada içeri girmekte olan Hüseyin ve karisi Fatma BAZ vurularak öldürüldü. Fatma BAZ’in kucagindaki küçük çocugu 6 aylik Yilmaz da kursunla vurularak öldürüldü. Sigindigimiz Molla TABAK’in evinin etrafini sardilar. Her taraftan yagmur ve dolu gibi kursunlar geliyordu. Evin camlari, kapilari delik-desik olmustu. Biz içerdekiler de yerlere uzanarak kursunlardan saklanmaya çalisiyorduk. Saldirganlarin elinde üç hilalli bayraklar vardi. Topluca hücuma geçtiler. Bizler korku içinde birbirimize sarildik. Tam içeri girecekleri sirada askerler yetisti, bizi alip askeri kislaya götürdüler. Ölüler orada kaldi. Esyalarimizin bir kismini alip götürüyorlardi, geri kalani evle birlikte yaktilar. Bizler de esirler gibi ortada kaldik. O günlerde Maras’ta devletin yerini fasist saldirganlar almisti..” 19
Kamil BERK: “23. 12. 1978 günü, geceden beri bir seylerin olacaginin kusku ve korkusunu yasiyorduk. Ama yine de, devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki, ... sabahin ilk saatleriydi, günes dogmak üzereydi. Mahallenin sokaklarinda sopali, silahli, baltali büyük bir grup bagirarak yürüyorlardi. Magarali Deresini geçerek Ahmet TABAK’in motorunu yaktilar. Sonra Ahir Dagina dogru gittiler. ‘Allahini, peygamberini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim’ çagrisiyla ve bagirmalariyla mahalle içinde saldiriya geçtiler. Bu sirada askerler geldi, saldirganlari asagi dogru indirdiler. Ögleden sonra yeniden geldiler. Benzin siseleri vardi. Alevilerin evlerine saldirdilar, evlerin penceresinden benzin siselerini içeri attilar; arkasindan gazli bezleri atesleyerek içeri attilar. Evleri atese verdiler. ‘Maras size mezar olur, vatan olmaz; Yasasin Türkes, Yasasin MHP’ diye bagiriyorlardi. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ates etmeye basladilar. Korkudan kaçip kurtulmak isteyenlere arkadan ates edip öldürüyorlardi. Bu sirada evden çikmakta olan Cemal BAYIR ve Ali ÜN’e silahla ates ettiler ve öldürdüler. Biz de Molla TABAK’in evine sigindik. Bu eve de ates ettiler. Merdiven basinda içeri girmeye çalisan Fatma BAZ ile Zeynep AYDOGDU’yu kursunla öldürdüler. Fatma BAZ’in kucagindaki 6 aylik oglu Yilmaz da kursunla öldürüldü. Molla TABAK’in evine çok insan siginmisti. Disaridan yagmur gibi kursun geliyordu. Evin camlari, kapilari delik desik olmustu. Bizler içerde birbirimize sarilarak hem agliyor, hem korunmaya çalisiyorduk. Askerler geldi, hepimizi kislaya götürdüler. Evlerimiz, esyalarimiz hem yagmalandi, hem yakildi.” 20
Serintepe Mahallesinde, Hatice GÖRÜR, Ali ASLAN, Cemal BAYIR, Ali ÜN, Fatma BAZ, Yilmaz BAZ, Hüseyin BAZ, ZeynepAYDOGDU, Imam ERGÖNÜL, Haci Bektas BOZKURT, Hüseyin ERGÖNÜL, Güllü ERGÖNÜL, Mahmut ÜNAL, Ismail KARACA öldürüldü. 96 ev de tahrip edilerek yakildi.

Yusuflar Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü sabahi, ellerinde çesitli saldiri malzemesi olan, önlerinde maskeli kisilerin bulundugu bine yakin saldirgan, sloganlarla Yusuflar Mahallesini çember içine aldi ve Alevilerin evlerine otomatik silahlarla ates etmeye basladi. Saldirganlar, daha sonra kapilarini kirarak içeriye girdikleri evlerde bulunanlari satir, sopa ve silahla dövdüler ve öldürdüler.

Naciye-Habibe ÜNVER: “Yusuflar Mahallesi Dalyan Sokakta oturuyorduk. 23. 12. 1978 sabahi saat 09.00 siralarinda saldirgan bir grup evimizi basti. Korkumuzdan, komsumuz Osman KÜÇÜKBESE’nin evine gittik. Hepimiz bir odada gizlenmeye çalisiyorduk. Saldirganlarin sayisi tahminen bes alti bin kisi kadardi. Önce evimizi yagmaladilar, esyalarimizi disari çikararak yaktilar. Bir grup saldirgan da saklandigimiz evi basti. Saklandigimiz odanin kapisini içerden kilitlemistik, kapinin kilidini ve kapiyi taradilar. Içerde bulunan Mehmet ÜNVER alnindan kursunla yaralandi. Kapiyi kirdilar, odaya daldilar. Içerde bulunan erkekleri (eve siginan Ünver ailesinin erkekleri) alip disariya çikardilar. Yol üzerinde ‘Allahini seven vursun’ diye bagirdilar. Topluca tas, sopa, balta ile vurmaya basladilar. Malik ÜNVER’i öldürdüler. Bu sirada Mehmet ve karisi Döndü ÜNVER, kaçarak karsidaki komsumuz Nebahat ALBEZ’in evine siginmaya çalisiyorlardi. Arkasindan kosan saldirganlar her ikisini de yakalayarak, öldürdükleri Malik’in cenazesinin yanina götürdüler. Bu arada Mehmet ve karisi Döndü ‘Her ikimizi birden öldürün’ diye bagirdilar. Her ikisine önce sopa ve tasla vurdular, sonra silahla öldürdüler. Bu sirada, saldirganlar yanlislikla bir arkadaslarini da vurdular. Onun cenazesini hemen alip kaçirdilar. Disardaki kargasadan yararlanarak ben ve Habibe ÜNVER, polis memuru Yasar ALTINKESEN’in evine sigindik. Sonra askerler bizi alip kislaya götürdüler.” 21
Ismail YILMAZ: “Yusuflar Mahallesi Mutlugün Sokagi Dik Çikmazinda oturuyorduk. 23.12.1998 Cumartesi günü, saat 10.00 siralarinda bir grup ‘Vurun kizil komünistlere, bunlara yasamak haramdir’ diye evimize saldirdilar. Sopalarla vurdular, muhtelif yerlerimizden yaralandik. Babam Ali, annem Hatice, agabeyim Hüseyin YILMAZ’a saldirdilar. Babam, anam ve agabeyim, ‘Bizi öldürmeyin’ diye çok yalvardilar. Dereden kaçarak hastaneye yetistim. Bir gün yattim, yaralarimi sardilar, ertesi gün hastaneden çikip eve gittigimde annemin, babamin ve agabeyimin cesetlerini evimizin kapisinin önünde gördüm. Babamin parmaklarini kesmislerdi, kanini da bir kazanin içine akitmislardi. Annemin kafasini biriketle parçalamislardi, yüzü taninmiyordu. Evimizi, esyalarimizi da yakmislardi. Her sey kül olmustu.” 22
Elif ve Gülizar NERGIZ: “Yusuflar Hekimoglu Sokakta oturuyoruz. 23.12.1978 günü ögleden sonra ellerinde balta, et satirlari, tabanca, sopa, tas ve Kuran bulunan saldirganlardan bir grup, ‘Allahini seven Alevileri öldürsün’ diyor ve bagirarak yürüyorlardi. Evimize saldirdilar. Önce dis kapiyi kirarak, duvarlari yikarak içeriye girdiler. Biz de korkumuzdan evin bir kösesinde saklanmaya çalisiyorduk. Içeri girdiklerinde Ismail NERGIZ’in basina balta ile vurdular, yere yikildi. ‘Hangi mezheptensiniz?’ diye sorgulamaya basladilar. Ismail agir yaraliydi, konusamiyordu, cevap veremiyordu. Sonra Ismail’in bacagindan tutup, yerde sürükleyerek sokaga çikardilar. Bir süre sokakta dolastirdilar. Sonra tekrar eve getirdiler ve öldürdüler. O sirada Zeynep NERGIZ Ismail’in üzerine atildi ve aglayarak cesedine sarildi. Acimadan Zeynep’e de ates ettiler ve onu da öldürdüler. Cesetlere sopayla vuruyorlardi. Bu firsattan faydalanarak komsumuz Mehmet BALTACI’nin evine sigindik. Sonra askerler geldi, bizi kislaya götürdüler...” 23
Fatma SENGÜL: “Yusuflar Mahallesi Neseligün Sokakta oturuyoruz. 23.12.1978 ögleye dogru cadde üzerinde bagiriyorlardi. Silah sesleri geliyordu. Disariya baktik, yollar ve sokaklar saldirganlarla dolu. Ellerinde et satirlari, tahra, balta, sopa, silah gibi seyler görünüyordu. Eli silahli bir grubu görünce ev sahibimiz Serife KARAASLAN’in evine gittim. Buraya gelen saldirgan grup ‘Burada Alevi var mi, bize verin öldürelim. Yoksa evinizi yikariz’ diye tehdit ettiler. Ev sahibinin sözleri üzerine geri gittiler. Bir süre sonra tekrar geldiler, beni alip yakinimizda olan Yesil Cami’ye götürdüler, orada ‘Salavat getir bakalim Müslüman misin?’ dediler. Salavati getirdim, beni biraktilar. Tekrar ev sahibinin yanina geldim. Bir süre sonra baska bir grup geldi ‘Bu evde Alevi varmis yakacagiz’ diye bagirdilar. Ev sahibi Serif KARAASLAN, saldirgan gruba Müslüman oldugumu söyledi. Öyleyse pencereye gelsin ‘Eshedü çeksin’ dediler. Pencereye çikarak eshedüyü çektim. Beni alkisladilar.
Saldirgan grup, bu defa Ali AKINCI’nin evine hücum etti. Esyalarini disariya atip yaktilar. Civardaki bir komsuya siginmis olan Ali AKINCI’yi yakalayarak ‘Salavat getir. Müslüman misin?’ diye sikistirdilar. Ali, ‘Ben Müslümanim’ dediyse de ‘eshedü’ çekemedi. Bunun üzerine Ali AKINCI’yi vurdular. Ev sahibi ise ‘Adam zaten yasli ve hasta bir kisi, birakin evine gitsin’ demesi üzerine biraktilar. Fakat baska bir saldirganin, ‘Adami neden biraktiniz, Alevi ayagimiza gelmis, neden öldürmediniz?’ demesi üzerine, evine yeniden girerek Ali AKINCI’yi öldürdüler...” 24
Leyli ÜNVER: “Ögretmenlerin cenazelerini camiye koymadilar. Hükümet ve polis dedi ki, ‘Dükkanlarinizi kapatip, evlerinize girin’. Saat 7.00’de eve tikildik. Babamiz, ‘Bari gelin hep beraber oturup, bir çay içelim’ dedi. Çayi hazirladik, içmeden saldirdilar. Sabah 9.00’da camide toplanip saldirdilar. Baska bir eve saklandik. Analik kaçmadi, avluda kaldi ihtiyar. Evi atese verdiler, ev ates alinca analik bagirdi, ‘Abdullah, Ibrahim beni kurtarin’ diye. Ikisi de kostular, ikisi de vuruldu o sirada. Ortanca oglumu kucagima aldim, Malik kucagimda öldü. Bey de ben de yaraliydik. Hep saçma yarasi. Büyük oglan geldi. ‘Gelme’ dedim geldi. Biri 7.5 aylik bebeleri var. Bebeleri kapip, komsuya saklandim. Komsu bizden degildi. Elbistanli bir polisti. Sonra disari kostum, çaya gittim. Mahmut’u boklu çaya atmislar, yarali ‘ölüyorum’ diyor. Ibrahim’le çikardik. Bir eve gittik, saklasinlar diye. Içeri almadilar. Ibrahim çarsiya gitti, Vali’ye gitmis. Vali, ‘Ne dolasiyorsun, dava daha savulmadi git’ demis. Geri geldi. Bir kalabalik geliyordu motorla, motora bindik; motor hastaneye götürmedi. ‘Hastaneye götürmeye yetkim yok’ dedi. Ne demekse? Saglik Ocaginda hep bize saldirdilar, beyin agzina silah tuttular. ‘agzini aç’ dediler, vurdular. Ibrahim de kucagimda öldü. Ben yarali yarali sürünerek içeriye girip saklandim. Sakalli bir adam gördü, saklandigim odanin kapisina dayandi. Ölü sandi. ‘Su sarmutayi kocasinin üstüne atin’ diye disaridakilere verdi beni. Üstümüzden paralari, dükkanin anahtarlarini, her seyi aldilar. Gerisini bilmiyorum. Bir asker, ‘Kadinda can var’ dedi. Duyuyorum, ama dilim dönmüyor. ‘Cenazeye atmayin’ dedi. Hastaneye götürdüler. Oradan helikopterle Adana’ya, 15 gün ameliyatta kaldim.” 25
Yusuflar Mahallesinde; Mehmet ÜNVER, Döndü ÜNVER, Malik ÜNVER, Zöhre YILDIRIM, Abdurrahman YILDIRIM, Gülsüm AKIRMAK, Hasan AKIRMAK, Ali YILMAZ, Hüseyin YILMAZ; Yusuf LEVENDIZ, Ismail NERGIZ, Zeynep NERGIZ, Ali AKINCI, Hatice YILMAZ öldürüldü, 24 ev tahrip edilerek yakildi.

Dumlupinar Mahallesi
Ayni gün, saldirganlardan bir grup Orman Deresi civarinda bulunan Alevi evlerine saldirir.
Saldiriyi Yasayanlar anlatiyor
Yeter ISBILIR: “Ali Riza ISBILIR kaynim olur. Dumlupinar Mahallesi Neyzen Sokakta oturmaktayiz. Ali Riza ISBILIR’in polis memuru olan kardesi Haci Veli’yle yeni evliyiz. Kaynim Ali Riza’nin evinde kaliyorduk. 23. 12. 1978 Cumartesi günü ögleden sonra tahminen saat 15.00 siralarinda ellerinde balta, sopa, tahta, av tüfegi bulunan saldirganlar, oturdugumuz evin önüne geldiler ‘Iste sari ögretmen Ali Riza ISBILIR’in evi’ diye bagirdilar. Disaridan evi kursun yagmuruna tuttular. Bir kismi dama çikarak bacalari yikmaya basladi. Sonra oturdugumuz evin kapisini, duvarlarini, kazma ve baltayla kirarak, sökerek içeriye girdiler. Ben, odada bulunan elbise dolabinin içine girdim, saklandim. Saldirganlardan bazilari ellerindeki tahta ile dolaba vurmaya basladilar. ‘Aman ben varim’ bagirarak ve aglayarak disariya çiktim. Tahta ile bana vurmak isterken, elimi önüne siper ettim. Elim ve kolum agir yaralandi. Bir ara firsat bulup disariya dogru kaçarken merdivenlerde kaynim ögretmen Ali Riza ISBILIR’in, karisi Ayse’nin ve kizi Sebahat’in orada yerde yattiklarini, üzerlerinde televizyon, biriket, tas, tahta parçalarinin bulundugunu, her taraflarinin kan oldugunu görüp üzerlerine düstüm. Sonra kendime geldim ve kalktim, asagiya dogru kaçmaya basladim. Arkadan tüfekle ates ettiler, omuzumdan yaralandim. Sokakta birkaç evin kapisini dövdüm, hiçbiri içeri almadi. Arkamdan kosarak beni yakaladilar; evdeki ölülerin yanina götürdüler. ‘Türk müsün, gavur musun?’ diye sorguya çektiler. Yaralarimdan kan akiyordu. Ben de ‘Türküm, buraya yeni gelin geldim’ dedim. Birisi ‘Birakalim, bu Türkmüs’ dedi. Bazilari da ‘Elimize geçmisken öldürelim’ diyordu. Üzerimdeki bilezik, küpe ve altinlarimi aldilar. Sonra beni asagi indirerek caddeye dogru götürdüler. Cadde üzerinde Ali Riza ISBILIR’in oglu Mehmet’i sopa ve kalaslarla dövüyorlardi. Bir saldirgan, Mehmet ISBILIR’e ‘Bu senin neyin oluyor?’ diye sordu. O da, ‘Benim amcamin karisidir, yeni gelin geldi. Onu öldürmeyin’ dedi. Beni oradan alarak bir dügün evine götürdüler. Sonra babamin evinin yakinina götürüp biraktilar. Kaynim ögretmen Ali Riza, karisi Ayse, kizi Sebahat, oglu Mehmet ve esim Haci Veli ISBILIR’i öldürdüler. Evlerini, esyalarini da yaktilar.” 26
Seyithan KÖSE: “Olay günü kalabalik bir grup, BALTA ailesinin evine saldirdilar, atesle yakmaya çalisiyorlardi. Yanlarina giderek engel olmaya çalistim. Saldirganlar ‘Senin kaninda da bozukluk var. Burada Aleviler oturuyormus, onlari göster’ dediler. Karsi çikinca ellerindeki sopalarla dövmeye basladilar, agir yaralandim, kaçtim ve evde saklandim. BALTA ve SAGLAM ailesinin erkekleri de evlerinden çikarak tarlalara dogru kaçmaya çalisiyorlardi. Arkadan siktilarsa da vuramadilar. Sonra dönüp evlerini, esyalarini yaktilar.” 27
Serife BALTA: “23.12.1978 günü aksami evimizi yaktilar. Ben, babam Mehmet Ali, dayim Ali ve dayimin oglu Mehmet SAGLAM ile birlikte, Orman Deresinin altindaki tarlalara dogru kaçtik, o gece sogukta tarlalarda saklandik. Ertesi gün Örsen köylüleri bizi orada gördüler. ‘Dört Alevi de bizim köye nasip olsun’ diye bizi alip Örsen’e götürdüler. Orada Yasar KIRIK, bizi kendi evine aldi. Bazi köylüler, ‘Öldürelim’ diyorlardi. Yasar KIRIK engel oldu. Geceyi orada geçirdik. Bir sonraki gün Maras’a gitmek üzere yola çiktik. Aksu’yu geçmistik ki, silahli sahislar bize saldirdilar. Kaçmaya basladik, bir hendegin içine uzanarak saklanmaya çalistik. Ancak saldirganlar, babami, dayim Ali’yi ve oglu Mehmet SAGLAM’i yakaladilar. Tarlada kursuna dizdiler. Ben de yaraliydim, sürüklenerek, saklanarak kaçtim...” 28
Dumlupinar Mahallesinde Elif ve M. Ali BALTA, Mehmet ve Ali SAGLAM, Ali Riza, Sebahat, Ayse, Haci Veli ve Mehmet ISBILIR öldürülür, 12 ev ve isyeri de tahrip edilerek yakilir.

Yenimahalle ve Sakarya Mahallesi
Yasayanlar anlatiyor
“Fasistler tarafindan öldürülen iki ögretmenin cenaze töreni sirasinda çikan olaylardan sonra, saldirgan bir grup, “Müslüman Türkiye, komünistler Moskova’ya” sloganlariyla mahalleler arasinda dolasmaya basladilar. Daha sonra öncü sayilan 30’a yakin ülkücü, bir evde toplanarak 23.12.1978 günü saldirilacak Alevilerin evlerini, saldirida kullanilacak sopa, dinamit, gazyagi gibi malzemeleri ve görevlileri beliredi. 23 Aralik Cumartesi günü sabahi, belirlenen Alevi evlerine otomatik silahlarla saldirdilar. Pencerelerden içeriye patlayici ve yanici madde atarak yangin çikardilar. Yangindan kurtulmak için disari çikanlari, kadin, çocuk, yasli demeden sopalarla dövmeye basladilar. Erkekleri, kadinlari toplayarak ‘Kelime-i sehadet’ getirmeye zorladilar.”
Kudret KUDRETOGLU: “Sakarya Mahallesi Üçüncü Selim Sokakta oturuyoruz. 23.12.1978 günü sabahi, yakinimizda bulunan Çinar Cami önünde 300-400 kisilik bir grup toplanmisti. ‘Müslüman Türkiye, Aleviler Moskova’ya, Maras ovasi Müslümanlarin yuvasi’ diye bagiriyorlardi. Bizim sokaga dogru yürüdüler. Saldirganlarin bazisi avcilar gibi giyinmislerdi. Bazilarinin da yüzleri örtülüydü (Maskeli). Ellerinde av tüfegi, çivili tahta ve benzeri silahlar, sopalar vardi. Evimizin önüne geldiler. Karsi komsumuz Naime BALTACI, ‘Durun’ dedi. Mahalledeki Alevilerin evlerini tek tek gösterdi. Naime kadin, ‘Müslüman olan, dinini, milletini seven yürüsün Alevilerin üstüne’ diye toplulugu tahrik ediyordu. Bu sirada saldirganlar, Habibe ÖZDEMIR’in evini tasladilar. Musa SUNA’nin evine yöneldiler. Damdan bakiyorduk, Musa SUNA’nin evinin bulundugu taraftan duman ve alevler çikmaya basladi. Biz de korkumuzdan ev sahibimiz Milcan BALAR’in evine sigindik. Gece saat 03.00 siralarinda ev sahibi bizi uyandirip dedi ki, ‘Çinar Cami’nin bitisigindeki Kirikhanli Disçi’nin evinde 7 tane ölü var. Onlarin acisindan bize rahat vermiyorlar. Alevileri çikarmazsaniz sizin evi de yakacagiz diyorlar, durmayin gidin’. Biz de önce evimize gittik, sonra Isadivanli Mahallesindeki Seker Apartmanina sigindik. Bizden sonra evimizin esyalarini yaglamamislar, atese vererek yakmislar.”29
Nursel ve Songül METIN (Öldürülen Ilkögretim Müfettisinin kizlari): “Yenimahalle Refet Efendi Caddesinde, Musa Suna’nin evinin alt katinda oturuyorduk. Olaylardan bir hafta kadar önce, ellerinde defter, kalem olan iki sahis geldi. ‘Nüfus sayimi için evlerin numaralarini yeniden belirliyoruz. Kaç kisi oturduklarini yaziyoruz’ dediler. Sonra kapimiza 12/A numarasini yazdilar, yanina isaret koydular. 22. 12. 1978 Cuma günü aksami mahallede büyük bir topluluk olustu. Arka sokakta oturan Çokuçkunlarin taksisinin geceleyin sayisiz gidis-gelis yaptigini gördük. Cumartesi sabahi saat 08.00 siralarinda ellerinde kirma av tüfegi, tas, sopa, satir, Kuran bulunan 300-400 kisilik saldirgan grubu, ‘Müslüman Türkiye, kahrolsun komünistler, Alevilere ölüm’ diye bagiriyordu.. Evimizin önünden geçip asagiya dogru gittiler. Bitisigimizdeki odun deposundan da bu kalabaliga odun dagittilar. Saat 11.30 siralarinda evimize saldirdilar. Korkudan hepimiz banyo ve tuvalet arasina sigindik. Evin camlarini tasla kirip içeriye gazli mesaleler attilar, yatak odasina attiklari bombanin patlamasiyla yangin çikti. Söndürmeye çalisirken, bu sefer kursun yagmuruna tutulduk. Bu sirada babam (Süleyman METIN) somyanin üstüne çikip disariya bakarken atilan kursunla karnindan yaraladi, yere düstü. Mutfagin pencere demirini testere ile kesen saldirganlardan ikisi içeri girdi ve babama teslim olmasini söyledi. Babam yaraliydi ve yerde yatiyordu. ‘Çocuklarimla teslim oluyorum. Garanti verirseniz disariya da çikacagim’ dedi. Bu sirada kapiyi açtilar, içeriye doldular. Babam, T’eslim olduk, daha ne istiyorsunuz?’ dedi. Içeriye giren saldirganlardan biri, elindeki tüfek ve sopayla yarali babami dövmeye basladi. Arkasindan silah sesi geldi. Annem ‘Öldürdünüz’ diye bagirmaya baslayinca, saklandigimiz yerden çiktik. Babam kanlar içinde yerde yatiyordu. Saldirganlar, küçük kiz kardesim Hürriyet’in, babama sarilarak aglamasiyla alay ederek gülüsüyorlardi. Sonra evin her tarafina gaz, benzin dökerek atese verdiler. Odalar ve salon alev alev yaniyordu. Babamin cesedini yanmamasi için disari çikarmaya çalisiyorduk. Saldirganlar ise ‘Birakin kafir yansin’ diye bagiriyorlardi. Sonra cesedi atese dogru çektiler. Bizi de sopayla dövmeye basladilar. Bizi evden çikardilar, sokaklarda gezdirmeye basladilar. Bu arada pijamalarimizi asagiya indiriyor, çirkin davranis ve hakaretlerde bulunuyorlardi. Toplulugun basinda bulunan sakalli Mahmut DOGAN’in elinde et satiri bulunuyordu. Bizi, ‘Sizin hesabinizi daha sonra görecegiz. Alevilerin son günü, boynunuzu vuracagiz’ diyerek korkuturken toplulugu da sürekli tahrik ediyordu. Bu sahsin yaninda iki tane daha sakalli sahisla sari biyikli bir sahis bulunuyordu. Toplulugun kiskirtilmasinda bunlar da rol aliyordu. Bizi Namik Kemal Mahallesi Çerkezler Semtine götürdüler. Topluluktan birinin, ‘Müslüman olan kizlara dokunmasin’ demesi üzerine, Egitim Enstitüsü ögrencisi Ramazan PURKAYA, bizi toplulugun elinden aldi ve evlerine götürdü. Saldirganlar yeniden bizim eve dogru yöneldiler. Bizi yeniden götürmeye çalistilar, yalvardik, bizi biraktilar. Sinif arkadasim Hacer BÜYÜKKÖSE’nin evine gittik. O sirada kadinli-erkekli bir grup arkamizdan, ‘Bunlarin kökünün sonu gelsin, kahpeler, orospular, Ecevit gelsin sizi kurtarsin, sizin gibi Alevileri biz ne yapacagiz, komünistler’ diye bagiriyor ve hakaret ediyordu. En sonunda, olay bölgesine gelen bir askeri araçla vilayete götürüldük.” 30
Elif SUNGUR: “Enistem Ibrahim BILMEZ’in yaninda kaliyordum. 22.12.1978 Cuma gecesi komsularimiz Hasan ILDIRCAN ve Hasan YAKAR, aileleri ile beraber bize geldiler. Ertesi gün saat 10.00’a dogru, ev sahibimizin karisi Fatma geldi. ‘Evi yakacaklar, disari çikin’ dedi. Biz evi terk etmedik. Ellerinde tas, sopa, tahta, tüfek ve Türk bayragi ile üç hilalli bayrak bulunan bir grup, ‘Müslüman Türkiye, Basbug Türkes, Maras Müslüman yeri, Komünistler Moskova’ya’ diye sloganlarla bagiriyorlardi. Mahallenin yollarini ve etrafini çevirdiler. Bir süre sonra, Sükrü KAYA ile bir grup kapiyi kirarak eve girdi. Erkekleri aradilar. Erkeklerimiz, evde bir odada saklaniyorlardi. Biz kadinlar, odanin önünde oturarak girmelerini engellemeye çalisiyorduk. Saldirganlar çiktilar, sonra tekrar dönüp saldiriya geçtiler. Asagidan odunlari yakarak evi atese verdiler. Taslarla camlari kirarak içeriye ates ettiler, dinamit attilar. Siselere gaz doldurup attilar. Evin içi yanmaya basladi. Dumandan duramaz hale geldik. Balkona çikmak zorunda kaldik. O sirada damin üstünde bulunan Recep ESENCELI, ‘Gelin sizi kurtaracagim’ diyerek Ali BILMEZ’i ve beni elimizden tutarak damin üstüne çekti. Ali BILMEZ, dama çikar çikmaz vuruldu. Ben de yaralandim ve tekrar balkona düstüm. O sirada saldirganlar, ‘Siz kadinlar asagiya inin, erkekleri öldürecegiz’ diye bize bagirdilar. Teyzem Fatma BILMEZ; ‘Kocami da öldürdünüz, oglumu da öldürdünüz, daha ne istiyorsunuz?’ diyerek saçini basini yoluyordu. Içerideki ates biraz sönmüstü, tekrar içeri girdik. O sirada, damda bulunan Hasan ILDIRCAN’i da vurdular. Evin içine yine dinamit atmaya basladilar. Saldiri sabahtan aksama kadar devam etti. Mecburen balkona çiktim ve ‘Teslim oluyoruz’ diye bagirdim. Evde erkek olarak yalniz Hasan BILMEZ sag kalmisti. Onu da silahla yaraladilar. Teyzem Fatma BILMEZ ile Selda BILMEZ, yarali olan Hasan’i dama çikardilar. Saldirganlar pencereye demir direk dayadilar ve eve bir sürü saldirgan doldu. Birisi beni merdivenlerden, yanan odunlarin üstüne atti. Agzim ve yüzüm yandi. Biri ‘kiz yaniyor’ diyerek beni atesten aldi.. Evde kalan kadin ve çocuklari topladilar. Kimileri ‘Bunlari öldürelim’ derken, kimileri de ‘Müslümanlikta bu yok, kadinlara dokunmayin’ diyor ve engel olmaya çalisiyordu. Baska bazilari da, ‘Bunlari rehine olarak alalim’ diyordu. Ve sonunda bizi saldirgan toplulugun içine attilar. Saldirganlar bizi kaldirip kaldirip yere vurdular. Çok dövdüler; yara bere içinde kalmistik. Ben bayilmisim, saldirganlardan Hüseyin KEKIK’in evine götürmüsler. Ayildigimda, orada bulunan gençler, beni çimdiklemeye, sarkintilik etmeye basladi. Sonra askerler beni gördü. Alip kislaya götürdü.” 31
Bu mahallede, Süleyman METIN, Musa FUNDA, Aziz TÜZÜN, Fidan, Esma, Ali, Mehmet, Fatma, Hasan, Suna ve Ali BILMEZ, Hasan ILDIRCAN, Hasan KÜÇÜKYAKAR, Hüseyin YÜZÜAK, Musa ALTUN öldürülmüs, 45 ev ile bir oto yakilmistir.
Daha sonra hazirlanan Savcilik iddianamesinde Selda BILMEZ’e atfen su anlatimlara yer verilmektedir: “Sakarya Mahallesi Dereköy Sokaktaki Disçi Rüstem’in (297 iddianame numarali sanik Rüstem SARIKAYA) evinin üst katinda kiraci olarak oturduklarini; 23.12.1978 Cumartesi günü, saat 10.00-10.30 siralarinda kardesi Murat’i kucagina alarak balkona çiktiginda karsisinda oturan Göksunlu SUNA ailesinin (300 iddianame numarali sanik Hasan SARIOGLAN) kizlarinin ‘Biraz sonra çocuk sevmeyi gösteririz’ dedigini, evden içeriye girdiginde babasi Ibrahim BILMEZ’in, ‘Ev sahibinin karisi ile oglu geldi, evi basacaklarmis’ diye konustugunu; hemen arkasindan da evin 500-600 kisilik bir grup tarafindan çevrildigini; bunlarin ‘Basbug Türkes’ diye bagirdiklarini; çogunun elinde Türk bayragi ve üç hilalli bayrak bulundugunu; saldirganlarin ‘Erkekler çiksin, kadin ve çocuklara bir sey yapmayacagiz’ diye bagirdiklarini; evin erkeklerini bir odaya koyarak kadinlarin bu odanin kapisinin önünde toplandiklarini; saldirganlarin bir kisminin yukari çiktiklarini; ev sahibinin oglu Sükrü SARIKAYA’nin (292 iddianame numarali sanik) kendisine bir tekme vurarak yere devirdigini ve içeriden kilitli olan kapiyi kirarak ‘Erkekler, gavurlar burada’ diye bagirdigini ve asagiya indigini; o zaman saldirganlarin asagida bulunan odunlari yaktiklarini, evin içine ates ettiklerini, dinamit, yakilmis naylon ve gaz doldurulmus siseler attiklarini; yanmakta olan evi söndürmek için suyu açtiklarini, saldirganlara, ‘Erkek yok. Bir ben varim, çoluk çocuguma dokunmayin’ diyerek kendisini pencereden asagiya attigini; evi ates ve duman sardigi için kadin ve çocuklarin balkona çikarak biriketlerin oraya sigindiklarini; kardesleri Ali ve Hasan BILMEZ ile komsulari Hasan ILDIRCAN ve Hasan YAKARCA’nin sedirlerin altina saklanmis olduklarini; balkonda bulunduklari sirada eve yapilan atesin devam etmekte oldugunu; asagida kadinlarin siselere gaz doldurup erkeklere verdigini, erkeklerin de bunlari evden içeri attiklarini, ‘Alevileri öldürelim, bir Aleviyi öldüren bir yil hacca gitmis olur’ diye bagirdiklarini; o sirada yanlarina gelen ve gözleri az gören agabeyi Ali BILMEZ’i, damda bulunan bir adamin (306 iddianame numarali sanik Recep ESENCELI) ‘Seni kurtaracagim’ diyerek dama çikardigini, agabeyi Ali BILMEZ’in dama çikmasiyla vurulmasininin bir oldugunu; o sirada saldirganlarin sokaktaki demir elektrik diregini dayadiklari pencereden içeriye girmeye basladiklarini; dama çikmak isteyen Hasan ILDIRCAN’i bu sirada vurduklarini; Hasan YAKAR’i da merdivenden inerken vurduklarini ve atese attiklarini; saldirganlarin disaridan tekrar ‘Teslim olun’ diye bagirdiklarini; bunun üzerine yanlarinda bulunan büyük agabeyi Hasan BILMEZ’i de, ‘Teslim oluyoruz’ diye ayaga kalktiginda vurduklarini; yanlarina gelen 3-4 saldirganin hepsini dama çikarttiklarini; annesinin ve kendilerinin devamli olarak, ‘Bizi öldürmeyin, sizde Müslümanlik, din iman yok mu?’ diye yalvardiklarini; orada kendilerine ‘Eshedü’ çektirdiklerini ve ‘Gavursaniz da Müslüman oldunuz’ dediklerini; o sirada yarali vaziyette damda yatmakta olan Hasan ILDIRCAN’i asagiya attiklarini; kendilerini bitisik evin damina dayadiklari merdivenden asagiya indirmeye basladiklarini; önce çocuklarin indigini ve onlari komsulara götürdüklerini ve sonra, yarali büyük agabeyi Hasan BILMEZ’i ve annesi Fatma BILMEZ’I de aralarina alarak, merdivenden sokaga indirmeye basladiklarini; kendisi sokaga indigi sirada saldirganlardan birisinin agabeyi Hasan BILMEZ’I çekerek düsürdügünü, annesi Fatma BILMEZ’in de agabeyinin üstüne düstügünü; o zaman saldirganlarin ates ederek ve sopalarla vurarak annesini ve agabeysini öldürdüklerini; kendisinin bagirarak annesi ve agabeyinin üzerlerine atildigi sirada, iki saldirganin kollarindan tutarak dövdüklerini ve diger çocuklarla beraber arka taraftaki Yassiada Sokaktaki Hüseyin KEKIK’in (372 iddianame numarali sanik) evine götürerek, ‘Bunlari rehin alalim, bizim onlarda adamlarimiz var’ dediklerini; bir süre sonra gelen askerlerin kendilerini kurtardiklarini; olaylar sirasinda saldirganlardan bazilarinin ‘Yeter’ diyerek çekilmek istediklerini, elleri silahli elebaslarin ise ‘Çekilirseniz sizi vururum’ diyerek dagilmayi önledigini ...” (G.K., s. 219)

Isadivanli ve Durakli Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü, sabahin ilk saatlerinde, ellerinde sopa, tahra, silah gibi saldiri araçlari bulunan bir grup, mahallede Alevilere ait evlere saldirdi. Saldirilar sonucu birkaç kisi öldü, birçok insan yaralandi ve evler talan edildi. Saldiriya katilan mahalle imami, saldirganlara propaganda yapiyordu.
Ertesi gün yeniden gelen saldirganlar silahlarla evleri taramaya basladilar. Gaz dolu siseleri evlerin penceresinden içeriye atarak yangin çikardilar. Daha sonra saldirgan gruplar, Durakli Mahallesine yöneldiler. Bu mahallede Alevilere ait bir evi tahrip ederek yakan saldirganlar, bir kisiyi de öldürdüler. Sonra Aleviler, yetisen askeri birlik tarafindan kislaya götürüldüler.
Yasayanlar anlatiyor
Leyla ERCAN: “Isadivanli Mahallesi Kiraz Sokakta oturuyorduk. 24.12.1978 günü, saat 09.00 siralarinda disaridan sesler geldi.. Kapiya çikip baktigimizda komsumuz ögretmen Mehmet SEKER’in evinin etrafinin sarildigini gördük.. Kalabalik bir grup, tas ve sopalarla evin camlarini, kapilarini kirmaya çalisiyorlardi. Kalabalik arasinda bir ses, ‘Ben orayi satin aldim, camlarini kirmayin, ben Müslümanim’ diye bagiriyordu. Bunun üzerine saldirganlar, ‘Evi, esyalarini disari çikardiktan sonra yakalim’ dediler. Evin içine girdiler, esyalarini tarlaya çikararak yaktilar. Komsumuz Gülizar OLGAN, ‘Gavur mali mi yakiyorsunuz? Yazik, günah, yapmayin’ diyordu. Saldirganlarin içinde bulunan Dereli Köyü Muhtari Mehmet POLAT, ‘Aleviler Camiyi yakmislar, kizlarin basina çökmüsler, irzina geçmisler, memelerini kesmisler’ diye yüksek sesle bagiriyordu. Gülizar OLGAN’a da, ‘Orospu, onlari niye kayiriyorsun, kendi evlatlarini içeride tutuyorsun’ diye çikismaya basladilar. Bu kez saldirganlar bizim evi tasladilar, yagmaladilar, esyalarimizin bir kismini götürdüler, bir kismini da evle birlikte yaktilar.” 32
Fatma ÖZDEMIR: “Isadivanli Polat Sokakta oturuyoruz. 23.12.1978 günü ögleye dogru 100-150 kisilik bir grup bahçe kapisina geldiler. ‘Komünistler, Aleviler çikin disari, öldürecegiz’ diye bagiriyorlardi. Biz evin içinde saklanmaya çalisiyorduk. Babami disariya çagirdilar, babam çikmayinca evin kapisini ve pencerelerini tas ve sopalarla zingildiyordu. Biz de evin içinde birbirimize sarilmis aglasiyorduk. Bir süre sonra saldirganlar uzaklastilar, korkumuz azaldi.
Ertesi gün pazardi. Ögleye dogru yine sokaklardan gelen bagirtilar, silah sesleri her tarafi çinlatiyordu. Korkumuzdan evin damina çiktik. Komsumuz Sabiha KILIÇOGLU’nun evine saldirdilar, evi atese verdiler. Bir süre sonra askerler geldi, Sabiha’nin evdeki çocuklarini alip götürdüler. Artik siranin bize geldiginin korkusu içindeydik ki bize dogru yöneldiler. Hemen içeriye girdik. Mutfak penceresinden bakmaya basladik. Hamo Dayiyi görünce ‘imdat’ diye bagirdik. Ama Hamo Dayi, elindeki uzun menzilli bir silahla kendi evinin damindan bize dogru ates itti. Saldirganlar ise, ‘Vurun Alevilere. Alevilerin kani helaldir. Allah Allah’ diye bagiriyorlardi. Evin önüne geldiler; biz içeride bagiriyor ve aglasiyorduk. Korku içindeydik. Karsi komsumuz Gülizar ve Zeliha, ‘Ellemeyin onlari, onlar yetimdir’ diye bagirdilar. Saldirganlar ise evin önündeki bahçe duvarini yiktilar, demir kapiyi, sonra apartmanin giris kapisini ve dairemizin kapisini kirdilar. Evimize patlayici madde attilar. Babam, bizi banyoya sokarak saklamaya çalisiyordu. Evin iç kapisini zorluyorlardi ki, babam kapiyi açti. ‘Tamam, ben sizinle geliyorum, çocuklarimi ellemeyin, ne yapacaksaniz bana yapin’ dedi. Babamin kollarindan tutarak aralarina aldilar. Bize de, ‘Anneniz var mi?’ diye sordular, ‘Yok’ dedik. Bize dokunmadilar. Karsimizdaki komsumuz Gülizar bizi evlerine götürdü. O sirada saldirganlardan bir kismi arkadan bize saldirdilar. Gülizar kapiyi zorla örttü. Pencereden baktik; evimizin önünde babamin alni kan içindeydi. Iki saldirganin arasinda disariya çikardilar. Babam, ‘Yavrularimi, çocuklarimi gösterin’ diye bagiriyordu. Dayanamadik ve balkona çiktik, babam bize bakiyor ve agliyordu. O sirada babamizin kolundan çekerek ileriye dogru götürdüler. Saldirganlarin hepsinin elinde gaz sisesi, sopa, torbalar, silah vardi. Biz Gülizar’in evinde hep agliyorduk. Aksam karanligi çöktügünde babamizi aramaya çiktik. Evimizin 30 metre uzaginda bulunan sokakta cesediyle karsilastik. Gögsünden vurmuslardi. Kafasinin ve yüzünün yaralari daha kötüydü. Korkuyorduk, kaçarak askeri birliklere sigindik. Orasi yarali, çocuk ve kadinlarla doluydu. Babalarini, kardeslerini ve evlerini kayip etmislerdi.” 33
Bu mahallede 2 kisi öldürülmüs, 33 ev de yakilip yikilmistir.
Mahalle sakinlerinden Koco ERAT’in anlatimlari iddianamede su sekilde yer aliyor: “Seker Apartmaninin yöneticisi oldugunu, bu apartmanin Zeynep Hanim (eski adi Akdeniz) Sokagina bakan balkonunun birinci katinda Riza ATES, ikinci katinda Güllü ATES, üçüncü katinda A. Mümin NAVRUZOGLU, besinci katinda da kendisinin oturdugunu; bunlarin hepsinin Alevi oldugunu, 24. 12. 1978 Pazar günü, saat 10.00 siralarinda ellerinde üç hilalli bayraklar olan saldirganlarin, ‘Kahrolsun Komünistler, katil Ecevit sizi kurtarsin, halk askerlerle el ele’ diye bagirdiklarini; kuzey taraftan birinin, ‘4 numara ates, ... 6 numara ates’ diye bagirmasi üzerine apartmana ates edildigini, apartmanin bitisigindeki evden gelen, ‘Sise at, dinamit at’ seklindeki sesler üzerine apartmana patlayici madde atildigini; apartmanin önündeki 2 Murat marka otomobilin yakildigini; eve 18 tane patlayici madde atildigini saydigini; apartmana her taraftan, özellikle karsidaki Anadolu Hamaminin üzerinden, sol taraftaki komsu Cuma SEVIM’in (423 iddianame numarali sanik) evinden ates edildigini; asagi katlarin tutustugunu; evin önündeki odunlarin yakildigini, artik umut kalmayinca, kizinin kirmizi mantosunu çikarip salladigini, fakat buna da ates ettiklerini; o sirada apartmanin önüne 3 tane kariyer geldigini; apartmanda bulunanlarin askerlere sigindiklarini, 5. katta oturan annesini sirtina alarak asagiya indigini; o sirada çevreden, ‘Komünist kaçiyor ates edin’ diye bagirdiklarini; üzerine ates edilince bir römorkun altina girdigini; o sirada kariyerlerin gittigini ve kendisinin sirtinda annesi ile kaldigini; yanindaki bir askerin, ‘Dayi ben seni korurum’ dedigini, fakat Cuma SEVIM’in evinden ates açilmasi sonucu askerin vuruldugunu, apartmanin etrafindaki komsularin hepsinin saldiriya katildiklarini ve saldirganlara yardim ettiklerini...” (G.K., s. 230)

Namik Kemal Mahallesi
23 Aralik Cumartesi günü aksami, Mahallenin muhtari bir grup ülkücüyle mahallede zorla silah ve patlayici madde toplamaya baslar. Kendi evinin önüne, belediyeye ait iki araçtan, torbalarla silah ve yakit indirir. Bu malzemeleri, pazar günü sabah namazi sirasinda saldirganlara dagitir. Cami imami da, halki hükümete ve Alevilere karsi kiskirtici konusmalar yapmistir. Sabah namazi biter bitmez, hazir bulunan saldirganlar mahalle arasina dagilirlar. Alevilere ait evlere gazli paçavralar atilarak yangin çikarilir. Saldiri sirasinda dokuz kisinin öldürüldügü, onlarcasinin agir yaralandigi saptandi.

Yasayanlar anlatiyor
Namik Kemal Mahallesinde görevli Tankçi Yüzbasi Ahmet GÜLTEKIN, Askeri Savciliktaki ifadesinde saldiriyi söyle anlatiyordu:
“24. 12. 1978 günü sabahtan itibaren Namik Kemal Mahallesinde görevli oldugunu, o gün mahallede olaylarin erken saatte baslamis oldugunu, mahalleye gittiginde birçok evin yanmakta oldugunu, yanan evlerin bulundugu sokaklara yayildiklarinda, saldiri havasi içinde olan, eli sopali kalabalik gruplarla karsilastiklarini, girdikleri sokaklarda bazi evlerin duvarlarina kirmizi yazi ile ‘Bu ev satiliktir’ diye yazilmis oldugunu, bu evlerde hasar olmadigini, yanan evlerde bu sekilde bir yazinin olmadigini, sokaklardaki gruplarin bazi evleri yakmak istediklerini ve üzerlerinde yazi olmayan evleri göstererek bu evlerde silah oldugunu, ates edildigini söylediklerini, bu sekilde gösterilen evlere girdiklerinde saldirgan bir durumla karsilasmadiklarini ve silah da bulamadiklarini, bu gibi evlerde bulunanlarin, öldürüleceklerini, can emniyetlerinin olmadigini söyleyerek kurtarilmayi istediklerini, bunlari reolarla Aslanbey Ilkokuluna tasidiklarini, evlerdeki sahislari tasidiklari sirada, disaridaki eli sopali gruplarin da çogaldigini ve taskinliklarinin arttigini, bunlarin gösterdikleri evlerde bulunan sahislarin gavur olduklarini, hepsinin öldürülecegini söyleyerek ‘Gavurlara ölüm, Cihad’ seklinde slogan attiklarini, evlerdeki sahislarin tahliyeleri bitince sokaktaki gruplari dagittiklarini, ancak bu gruplarin geriye çekilerek sokak aralarinda tekrar toplandiklarini, bu gruplarin Namik Kemal Mahallesinin güney tarafindaki Karamaras Semtine geçmek istediklerini, kendilerinin de bu geçisi önlemek için barikatlar kurduklarini, havaya ihtar atesi yaptiklarini, buna ragmen saldirgan gruplarin etraftan dolanarak Karamaras Semtine geçtiklerini, bu sirada Karamaras Bölgesinden silah seslerinin geldigini, bu gruplarin elinde taslar, sopalar oldugunu ve yollarda giderlerken kiskirtici sloganlar söylediklerini, hatta askerleri bile kiskirttiklarini ve ‘Karamaras bölgesinde gavurlar askerleri öldürdü’ diyerek kendilerini yanlis yöne sevk etmek istediklerini, gruplari sözle tesvik ve tahrik eden, komuta eden kisilerin oldugunu, Namik Kemal Mahallesinde iken bazi kadinlarin gelerek, kocalarinin, yakinlarinin öldürüldüklerini söylediklerini ve bunlarla birlikte evlerine gittiklerini, üç evden toplam 7 ölü çikarttigini, olay yerine gidene kadar yaygin yagma ve saldirilarin yapilmis oldugunu...” 34
Cuma DOGAN: “Namik Kemal Mahallesi Baglarbasi Alemdar Sokakta oturuyoruz. 24. 12. 1978 Pazar günü sabah saat 09.00 siralariydi, mahallemizin muhtari Mehmet YEMSEN’in önünde bulundugu 200-300 kisilik saldirgan grup, bitisigimizdeki Ali UZUNPINAR’in evine saldirdi. Önce birkaç kisi bahçe duvarindan içeriye girdi. Bahçenin kapisini kirdilar. Ali UZUNPINAR kaçmaya çalisirken, saldirgan Yusuf TANKU, ‘Alevi dedesi kaçiyor’ diye bagirdi ve Yasar KURU yetiserek Ali UZUNPINAR’in basina kaput geçirdi ve yere yikti. Biz de saldirganlara görünmemek için penceremizi kapattik. Olay bittikten sonra disari çiktigimizda Ali UZUNPINAR’in cesedini sokak ortasinda kanlar içinde bulduk. Hasan UZUNPINAR’i evinin içinde öldürmüslerdi. Cesedi yerde kanlar içindeydi. Abidin ve Ibrahim UZUNPINAR ise agir yaralilardi. Sokaktaki askerlerden yardim istedik, gelip bizi Aslanbey Ilkokuluna, yaralilari da hastaneye götürdüler...” 35
Mavis TOKLU: “24. 12. 1978 Pazar günü, saat 10.00 siralarinda mahallemizin Muhtari Mehmet YEMSEN ile Fevzi GÖRKAM’in basinda bulundugu saldirgan bir grup, ‘Allah Allah, Komünistlerin kökünü kaziyacagiz, büyük-küçük demeyin komünistlerin kafasini ezin’ diye bagiriyorlardi. Muhtarin elinde silah ve bayrak vardi. Digerlerinin elinde silah, patlayici madde, gaz, benzin, sopa gibi saldiri malzemeleri vardi. Evime hücum ettiler, kapiyi kirarak içeri girdiler. Odada oturan kocami (Kalender) alip bahçeye çikardilar. Ben de arkalarindan kosarak çiktim. Muhtara, ‘Aman etmeyin eylemeyin, kocami öldürmeyin, çoluk-çocugumu meydanda koymayin’ diye çok yalvardim. Muhtar bana dönerek, ‘Çocuklarini götür, Karaoglan beslesin, kocani Karaoglan’in yoluna kurban kesiyorum’ dedi. ‘Karaoglan kim?’ diye sordugumda, ‘ECEVIT’ diye cevap verdi. Kocami, gözlerimin önünde iskence ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama sarildim, üstüm basim hep kan oldu. ‘Aman muhtar etme eyleme, sen ne ediyorsun?’ dedigimde, ‘Pisirdik pisirdik, komünistler gelsinler, hep yesinler’ dedi. Saldirganlar, bu defa yakinimizda oturan kardesim Hüseyin TOKLU’yu getirmek için evinin etrafini sardilar ve kardesimi içerden çikardilar. Yine muhtara yalvardim yakardim. ‘Kocami öldürdün, bari kardesimi öldürme’ diye yalvariyordum. Muhtar ise, ‘Hüseyin’i de Karaoglan yoluna kurban ediyorum. Biz Karaoglan yoluna bu sene kurban kesecegiz, bayram günü gelmis’ dedi ve kardesim Hüseyin’i iskence ederek öldürdüler.
“Sonra, karsimizda oturan ve bir gözü görmeyen çok yasli Cennet ÇIMEN’in evine gittiler. Bu kadini, ‘Gel nene, gel nene’ diyerek elinden tutup disariya çikardilar. Cennet kadin, gözleri görmedigi ve yasli oldugu için öldürülenlerden ve yakilanlardan habersizdi. Saniklardan Cuma YALÇIN ile Nuri BOGA tornavida ile Cennet kadinin (80 yasinda) gözlerini oydular, sonra silah sikarak öldürdüler. Yakininda bulunan helanin çukuruna bas üzeri atip, üzerine at arabasini devirdiler. Daha sonra hem bizim evi, hem diger evlerin tümünü yaktilar. Fevzi GÖRKEM, ‘Yürü, hadi seni kurtarayim’ diyerek beni alip götürdü. Bir süre yürüdük, aniden kalbim sikisti, yüreyemedim. Beni birakti gitti. Biraz dinlendikten sonra evime döndüm. Evimin her tarafi alev, kül ve kan... Azicik dinlendim, askerlere haber vermek ve siginmak için çiktim, yolda Mustafa GÖKTAS, bir elini Ibrahim USTA’nin boynuna sarmis, diger elinde de tabanca tutuyordu. Ibrahim USTA’ya, ‘Senin kanini evime akitmayayim’ diyordu. Götürdü, saldirgan toplulugun içine itti, topluluk Ibrahim USTA’yi dövmeye basladi, sonra da onu öldürdüler. Ben de kör-topal sürünerek askerlere sigindim...” 36
Döne TIRAS: “24. 12. 1978 günü sabahleyin oglum Ali ve kizim Ayse ile birlikte kahvalti yapiyorduk. Sokaktan, ‘Komünistler Moskova’ya, komünistlere, Alevilere ölüm’ diye bagirtilar geliyordu. Pencereden baktik, kalabaligi görünce kapilarimizi kilitleyerek yakin komsumuz Keyfo YILMAZ’in evinin odunluguna saklandik. Saldirganlar, evimizi tasladilar, sonra yaktilar. Daha sonra saldirganlar kanal tarafina gittiler. Biz de saklandigimiz yerden çikarak komsularin yardimiyla evdeki yangini söndürmeye çalistik. Baktik saldirganlar tekrar geliyor, baslarinda Muhtar Yemsen vardi, ‘Alevilere ölüm, yeriniz Moskova’ diye bagiriyorlardi. Evimize yaklastilar, tekrar atese verdiler. Bu grubun arkasinda bir de plakasiz kamyon vardi. Saldirganlar kamyondan benzin alip evleri yakiyorlardi. Bir de evlerden aldiklari kiymetli esyalari kamyona koyuyorlardi. Oglum Ali ile afet evlerine dogru kaçmaya basladik. Yolda bir saldirgan grup oglum Ali’yi yakaladi. Ben Karamaras’a kaçtim. Ögleden sonra dayanamadim, oglumu aramaya çiktim. Mahalleye geliyordum, Kalender TOKLU ve Hüseyin TOKLU’nun cesetlerini evlerinin önünde gördüm. Tüm aramalarima ragmen oglumu göremedim. Askerlere sigindim, olaydan dört gün sonra askerlerle birlikte oglumu aramaya çiktik. Mahalleye geldigimde oglum Ali’nin cesedini, Dilber YILMAZ’in evinin bodrum katinda bulunan bir kazan içinde yakilmis bir vaziyette buldum.” 37
Elif CEREN’in olaylarla ilgili ifade tutanaklari söyle: “Namik Kemal Mahallesi Baglarbasi Semtindeki Kanalevlerinde oturduklarini; 24. 12. 1978 Pazar günü sabah 09.00 siralarinda silah sesi ve bagrismalar duyarak kapidan baktiginda ellerinde bayrak, silah, sopa ve baltalar olan bir toplulugun ‘Vurun komünistlere’ diye bagirarak ates edip ev yakarak kendilerine dogru geldigini görünce, birçok aileyle beraber Erkenez Çayina dogru kaçmaya basladiklarini; o sirada kocasi Hüseyin CEREN’in, YSE’nin arkasindaki Yeni Sanayide bekçilik yaptigi yerden kendilerinin kaçtigini görünce kurtarmak için yanlarina geldigini; Dereli Köyü yönünden kirmizi bir traktörle gelen saldirganlarin traktörden inerek yollarini kestigini; bunun üzerine geri dönerek tekrar sehre dogru kaçmaya basladiklarini; saldirganlarin da arkalarindan ates ettigini, kocasi Hüseyin CEREN’i silahla vurarak öldürdüklerini; saldirganlarin ayrica Bayram BIL ve Hasan CENGIZ’i öldürdüklerini, Fatma BIL’i de yaraladiklarini...” (G. K., s. 260)

Ismail T.: “Piskinler Tekstil Fabrikasinda isçi olarak çalisan Ismail T., saldiri günü Baglarbasi Cami’nde sabah namazindadir. Saldirgan grup, harekete geçince korkusundan ayrilamaz, birlikte saldiriya katilir, saldiri
sirasinda tanik oldugu katliami Aydinlik Gazetesi’nin ekibine anlatir. Ismail T.’nin anlatimi söyle:
“Baglarbasi Cami’nde Hoca, her gün verilen vaazdan bir saat önce vaaz vermeye basladi. Ben de erkenden kalkip Camiye gittim. Camide üç bine yakin kalabalik vardi. Herkesin elinde, tahra, balta, sopa ne ararsan bulunuyordu. Camide hoca vaaz veriyordu. Verilen bu vaaz, tamamen oradaki kalabaligi kiskirtmaya çalisiyordu. Hoca, ‘Hükümet komünist bir hükümettir. Geçmiste de Halk Partili komünistler camilerimizi kapatip, kitaplarimizi yaktirdi. Simdi de komünistlere yardim edip, Ulucami’yi yaktirdi. Müslüman din kardeslerimizi öldürdüler. Allahini seven Müslüman olarak cenk meydaninda toplansin. Kafirlere ve Alevilere karsi hâdlerini bildirmeliyiz’ dedi. ‘Hükümeti yikmak ve yerine Müslüman hükümetini kurana kadar kanimizi akitmak için kararli miyiz?’ diye sordu. Orada bulunan kalabaliktan bazilari ‘Kararliyiz’ diye bagirinca, caminin disina çikildi. Ülkücü gençlerden olusan vahset ekibi ayri bir grupta toplandi. Benim de içinden kurtulup kaçamadigim ikinci grup ayri bir yerde toplandi...
“Benim içinde bulundugum grubun basini Namik Kemal Mahallesi Kalkindirma ve Yardimlasma Dernegi Baskani ve cami hocasi, muhtar, belediye zabitasi Ahmet FEDAKÂR çekiyorlardi. Bu grupta Bertiz Köylüleri vardi. Muhtarin atisiyla saldiriyi baslatip, Baglarbasi Mahallesinde bir Alevi evini atese verdiler. Içerde alevler arasinda bir genç gelin pencereden atlayip disari kaçarken, onun üzerine yürümek istediler. Kalabaligin içinde bazilari ‘Kadinlara ve çocuklara dokunmayalim’ deyince, gelini geri biraktilar. Ama içerde üç çocuk alevler arasinda uyurken kül olup gittiler. Bu olayda bazi insanlar dayanamadiklarini belirtip ayrilmak istediler. Grubu idare edenler, arkadan ayrilip kaçan olursa hemen vuracagiz ihtariyla cevap verip, orta kisma silahli kisileri koydular.
“Ikinci olarak ‘Allah Allah’ naralariyla bir Sünni evine saldirdilar. Buradaki Sünni evinde iki Alevi saklaniyormus. Önce, Sünni olan ev sahibi disari çikti. Ona evinde Alevi sakladigini söylediler, inkâr etti. Bunun üzerine evin bodrum katinda iki Alevi vatandasi bulup getirdiler. Önce Alevileri saklayan Sünni vatandasi, Umman silahlarla vurup öldürdüler. Bu öldürme sirasinda Aleviler kaçmaya çalisirken, otomatik silahla vurulup öldüler.
“Kahveci Hasan adli bir Alevi vatandasin evine geldik. Gaz döküp evi atese verdiler. Kahveci Hasan, ‘Durun beni öldürmeden, komsularla helâlleselim, ondan sonra öldürün’ diyerek disari çikti. Kahveci Hasan kendisine silah dogrultanlarla helâllasmaya çalisirken, bütün silahlar Hasan’in kafasina çevrilmisti. Tam bu sirada askeri araba geldi. Saskinlik oldu, Hasan olanca gücüyle askeri arabaya kendini atip kurtuldu...” 38
Namik Kemal Mahallesindeki saldiri sonucu, Abidin, Ali, Hasan UZUNPINAR, Ali TRAS, Kalender ve Hüseyin TOKLU, Ibrahim USTA, Siho BEKAR, Cennet ÇIMEN, Hüseyin CEREN, Hasan CENGIZ, Bayram BIL, Mehmet YILDIZ yasamlarini yitirmisler, 147 ev tahrip edilerek yakilmistir.

Sehiriçinde ve diger mahallelerde yapilan saldirilar
Kahramanmaras’ta devletin yetkilileri ve güvenlik güçleri, fasist saldirganlara yenik düsmüslerdi. Hiç bir engel ve korku tanimayan fasist katiller, istedikleri mahalleyi, hatta polis karakolunu, devlet dairelerini (Saglik Müdürlügü, YSE binasi, Saglik Ocagi, Çarsi Karakolunu) isgal ederek yakmislardir.
Gazipasa semtinde, iki saldirganin elinden kurtularak, yakininda bulunan askeri birlige siginmis. Saldirganlar, bu iki kisiyi, askerlerin elinden alarak kursuna dizmislerdi.
Saglik ocaginda görevli iki yaraliyi da zorla disari çikararak kursuna dizmislerdir. Devlet Hastanesinin yolunu ve etrafini çeviren saldirganlar, hastaneye getirilen yaralilara silahla ates ediyor ve öldürüyorlardi. Yaralilari hastaneye tasiyan cankurtaranin soförünü de silahla öldürmüslerdir. Yüzleri maskeli bir grup, yurttaslarin korkudan sigindiklari bir apartmani yaylim atesine tutarak bazilarini yaralamislardir.
Komando Taburu tarafindan yapilan aramada bir dere içinde besi kadin, biri polis olmak üzere 16 ceset bulmuslardir. Keza Yusuflar mahallesinde oturanlarin çogunlugunun Sünni olmasina karsin, öldürülenlerin tümü Alevi olmasi, katliamin Alevilere yönelik oldugunun somut kanitidir. Magarali mahallesinin semtinde kokusmus 17 ceset bulunmustur. Yörükselim ve Yeni Mahalle’de öldürdükleri kadin ve çocuklarin cesetlerinin üzerine gaz dökülerek yakildigi saptanmistir. Yakilan evleri söndürmeye giden itfaiyecilere engel olunmus, itfaiye arabasinin lastiklerinin havasi bosaltilmistir.

b) Resmi Kurum ve Kisiler
Hükümet binasina saldiri
22 Aralik’ta baslatilan ve bes gün devam eden katliamda, devletin yetkilileri ve güvenlik güçleri tamamen yetersiz kalmislardi. Öyle ki Vali’nin esi, polislerin, memurlarin aileleri ve halktan on binlerce kisi hükümet binasina siginmislardi. Saçini yolan kadinlarin, anne ve babasini arayan çocuklarin gözyaslari, yaralilarin iniltisi, disarida kan ve ates. Bu insanlarin acisini paylasmaya çalisan basin temsilcileri de üzüntü içinde bilgi almaya çalisiyorlardi. Cumhuriyet Gazetesinin muhabirlerinin izlenimi söyle:
“Kahramanmaras’tan Gaziantep’e ve Adana yönlerine traktörler, kamyonlar, taksi ve minibüslerle büyük bir insan akimi vardi. Askerler, akimin 24 saatten beri devam ettigini söylüyorlardi... Kardeslerini, bacilarini, anne ve babalarini kaybetme endisesini tasiyan insanlarin olusturdugu bir baska akim, çesitli kentlerden Maras yönüne...
Vilayet binasinin ikinci kati kadin ve çocuklarin olusturdugu büyük bir kalabalikla doluydu. Kiminin evi yanmistii, kimi can güvenligi olmadigi için siginmisti vilayete. Ve çocuklar agliyordu... Üç gündür açti bu çocuklar. Bu kalabaligin arasina katilan gazeteciler, sik sik aglamakli sesli insanlardan su sözleri dinliyoruz. “Biz de kapimiza MHP’li yazsaydik bunlar basimiza gelmezdi. Suçumuz onlar gibi düsünmemistik. Bu bir çatisma degil, tek yanli bir katliamdir. Çocuklarim evde kaldi, komutan kurtarin onlari, evim yaniyor.
“... ve bir kadin agliyordu vilayetin önünde... dizlerini dövüyordu, saçlarini yoluyordu.... Ak saçli ak biyikli bir ihtiyar ‘ölüyoruz’ diye bagiriyordu. Yurttaslar, tam bir tepki havasi içinde olaylari izlemeye gelen AP’li ve CHP’li parlamenterleri sert dille elestiriyordu.
“Devlet Hastanesinde görünen daha bir dehset vericiydi. Hastane cephe gerisi bir saglik kurulusu görünümü kazanmisti. Birbiri pesi sira hastaneye getirilen yaralilar yataklar dolu oldugu için koridorlara tasinmisti. Doktorlar bir ameliyattan öbürüne kosuyorlar...” 39
Fasizm karsitlari katliamdan kaçarak hükümet binasina siginmislardi. Bu saldirganlar bu sigintilari istiyorlardi. Katliamda kararlilardi. Hükümet binasinin etrafini çevirdiler. Kahramanmaras Emniyet Müdür Yardimcisi Hüsnü ISIKLI’nin anlatimi: “Saldirgan gruplar, tekbir getirerek ‘Müslüman Türkiye’ sloganiyla hükümet konagina saldiri düzenleyerek ele geçirmeye çalistilar. Hükümet konagina siginan bazi memurlar ve bunlarin aileleri ile bir kisim yurttasin askeri araçlarla buradan alinarak sehir disina nakledilmesini istediler. Askeri birlikle çatisan saldirganlardan 6 kisi yaralandi.” 40
Hükümet binasina siginanlarin baska yerlere nakledilmek istenmesinin nedeni ne olabilir? Nedeni açiktir; hükümet binasinda 35 bine yakin siginti bulunmaktadir. Bina disina çikarildiklarinda, ve degisik yerlere gönderildiklerinde, bu kadar insanin korunmasi zorlasacak, zaten yetersiz olan mevcut güvenlik güçleri çok sayida bölgeyi korumada büsbütün yetersiz kalacak ve bu da, katliam için en uygun kosul olacaktir.
Saldirganlarin hükümet binasina yönelik saldirisini, binayi korumakla görevli askeri birligin komutani olan Yüzbasi Mustafa PEKER’in, tutanaklara geçtigi sekliyle, anlatimindan: “24. 12. 1978 günü bölügüne vilayet konagi etrafinda ihtiyat ve emniyet görevi verildigini, bölügündeki kariyerlerden birisi Adliye binasinin kösesinde ve yol üzerinde, diger kariyeri vilayet binasinin diger kösesine yerlestirdigini, Adliyenin kösesindeki kariyerin ön tarafinda da 12-13 kisilik bir mangayi yolu tam kapayacak sekilde siraladigini, kendisinin de manganin hemen arkasinda bulundugunu, saat 10.00-10.30 siralarinda Kibris Meydanindan vilayet binasina dogru 2000 kisinin üzerinde bir kalabaligin önünde ve yaninda yürüyen bazi kisilerin pardesülerinin altinda tabancalar oldugunu, toplulugun ‘Kahrolsun komünistler, Müslüman Türkiye, din elden gidiyor, Vali istifa, Içisleri Bakaninin kellesini istiyoruz’ seklinde sloganlar attigini, toplulugun ön kismi özel idare binasinin oraya gelince, önce sözle sokaga çikma yasagi oldugunu, dagilmalarini ikaz ettigini, fakat toplulugun yürümeye devam ettigini, bunun üzerine Tugay komutani General BOGUSLU’nun emri ile vilayet binasinin önünde, kösesinde bulunan kariyerleri de adliyenin kösesindeki kariyerlerin yanina getirerek birini yol ortasina, digerini de sol tarafina yerlestirdigini, kalabaligin yürümesine devam etmesi üzerine bu defa yine Tugay komutaninin emri ile kariyerlerin ve erlerin önce havaya ikaz atisi yaptiklarini, kalabaligin yürümesine devam etmesi üzerine bu defa erler tarafindan toplulugun önüne ikaz atisi yapildigini, bunun üzerine toplulugun dagilmaya basladigini, kariyerlerin toplulugun pesine takildigini ve dagittigini...” 41
Hükümet binasini korumakla görevli askeri birlikten Yüzbasi Ömer SANCAR’in, Askeri Savciya verdigi ifade tutanaklarda söyle yer aliyor: “24. 12. 1978 Pazar günü, saat 07.00’de Kibris Meydani PTT civarindaki hatta tertibat alindigini, saat 10.00 siralarinda mahalle arasinda kalabalik oldugu haberini alinca Tabur Komutani Bnb. SERBETÇIOGLU ile birlikte kalabaliga dogru giderek dagilmalarini söylediklerini, bu topluluk dagildigi sirada sokakta elleri sopali bir grubun karsilarina çiktigini, tabur komutani ile beraber önlerini keserek ilerlemelerini durdurmak istediklerini, ancak fazla kalabalik olan bu grubun kendilerini dinlemeyerek yarip geçtiklerini, tekrar kosarak önlerini çevirdiklerini ve havaya ikaz atesi açtiklarini, toplulugun yine yürüyerek Kibris Meydanina geçtigini, ‘Ordu, millet el ele, Vali, Içisleri Bakanina ölüm’ diye bagirarak vilayete dogru yürüdüklerini, bu grubu ancak açilan atesle durdurulabildiklerini ve gruptan 7-8 kisinin yaralandigini, havaya ates açarak meydani bosalttiklarini...”42
Fasistlerin kellesini istedigi Içisleri Bakani Irfan Özaydinli, katliami yakindan izlemekte ve katliamin, solcularin tahriki sonucu çikmis oldugunu söylemekteydi. Özaydinli, önerisi uygulamada olan Türkes’i ziyaret ediyor ve alinacak önlemleri konusuyordu.

Jandarma Il Alay Binasina saldiri
MHP Genel Baskani Türkes, “Ülkücüler, güvenlik güçlerinin yardimcilaridir” diyordu. Sag siyasi hükümetler de, ülkücüleri böyle görüyor ve koruyorlardi. Ülkücüler de bu güvenceye dayanmis ve alismislardi. Bunca saldiriyi ve cinayeti bu güvenle gerçeklestirmislerdi.
Ancak katliamda askerleri yanlarinda görmeyen, hatta kendilerine engel olarak bulan fasist saldirganlar, tepkilerini askerlere de yöneltir ve “komünist asker” sloganiyla askeri binalara saldiriya geçerler.
Fasistlerin saldirilarini, görevli subaylar Askeri Savciya söyle anlatiyordu:
Jandarma Astsubay Ali KÖSNEK: “23. 12. 1978 Cumartesi günü, Il Merkez Jandarma bölügünde oldugu sirada Alay binasinin etrafinda bulunan eli sopali, baltali, silahli sahislari yakalamaya basladiklarini, bundan sonra Alay binasina otomatik tüfeklerle hedef gözetmeksizin ates edildigini, bunun üzerine Alayda Idari Hizmetlerde kullanilan efratla, subelerde çalisan rütbeli sahislara silah ve mermi dagittiklarini, Alay binasini korumak için mevzilendiklerini...”
Jandarma Astsubay Ramazan ÜNAL: “23. 12. 1978 günü, Alay Komutanligi binasina geldigi sirada Alay binasindan kendisine ‘Siper al’ diye talimat verildigini, bunun üzerine gizlendigini, o sirada elinde fotograf makinesi olan bir kisinin kendisini görünce kaçarak yakindaki bir eve girdigini, bu sahsi elinde fotograf makinesi, tabanca ve dinamit lokumu ile yakaladigini, bu sahsin kendisine gazeteci süsü verdigini ve amacinin Jandarma Alay Komutanligi binasina dinamit koyarak hadise çikarmak oldugunu...” 43

Saglik Bakani Maras’a sokulmuyor
Ankara’dan uçakla Adana’ya gelen Saglik Bakani Mete TAN, karayoluyla Kahramanmaras’a hareket eder. Türkoglu Ilçesinin yakinlarinda silahli saldirganlar tarafindan yolu kesilir. Tas ve silahla saldirirlar. Güvenlik güçleriyle saldirganlar arasinda pazarliga baslanir. Saldirganlar kararlidir, görüsmeler çatismaya dönüsür. Uzun süre bekletilen bakan, yoluna, baski ve saldirilar altinda devam etmek zorunda kalmistir.
Saglik Bakani Mete TAN, güvenlik güçlerinin siki korumasi altinda Devlet Hastanesine gider. Tanik oldugu durumu söyle anlatmaktadir:
“Hastaneye getirilen ölülerden 52’sini inceledim. Bunlardan üç tanesi sopayla öldürülmüs, diger ölüler 9 mm’lik mermilerle ya basindan ya yüzünden ya da kalbinden vurulmuslardir. Bogularak öldürülenlerin de oldugunu söylediler. Üç yasinda bir çocuk da kursunla öldürülmüstü. Bir cehennem aleminden geldim. Allah bir daha göstermesin...
“Kursun yagmuru altinda gidip-geldim, etrafimizda, üstümüzde kursunlar vizir vizir gidip geliyordu. Bazi yerlerde gazetecileri de ben kurtardim. 70’lik yaslilari, üç yasindaki bebekleri vurmuslar. Cesetler kokuyordu. Kiskirtma var. Kiskirtma Alevilik-Sünnilik üzerine islenmis...” 44
Adana’dan karayoluyla Maras’a giden Devlet Bakani Salih YILDIZ, Adalet Bakani Mehmet CAN, Milli Egitim Bakani Necdet UGUR’un yolu Topçam ve Karabiyikli Köyünün yakininda kesilmis, bakanlar, silah ve tasla saldiriya ugramislardir. Güvenlik güçlerinin müdahalesinin sonucu saldiridan kurtulan bakanlar yollarina korku içinde devam edebilmislerdir.

Sükunet Bildirisi
Saldiriya ugrayan mahalleler için için yaniyordu ve cesetler sokaklarda kokusmaya terkedilmisti. Saldirgan fasistler ise, “Yasasin basbug Türkes” sloganlariyla sokaklarda nara atiyorlardi. Korkularindan hükümet binasindan çikamayan bakanlar ve milletvekilleri de ortak bildiriler hazirlamakta, hoparlörlerden baris çagrisi yapmaktadirlar. CHP’li Milletvekili Hüseyin DOGAN, Orhan SEZAL, AP’li Milletvekilleri, Halit EVLIYA, Mehmet SEREFOGLU, Adnan KARAKÜÇÜK, Ali Riza AKGÜN’ün ortak imzali baris çagrisi söyle:
“Iki günden beri devam eden, yüregimizi yaralayan hadiseler eminiz ki, bizi oldugu kadar, ecdadimizin da kemiklerini sizlatacak noktaya maalesef gelmistir. Senelerce kardesçe yasamis olan sizler tahriklere kapilmayin. Içisleri Bakanimiz, Milletvekillerimiz ve Senatörlerimiz de aranizdadir. Verilen emirlere itaat ediniz. Serefli Türk Ordusuna ve güvenlik kuvvetlerine yardimci olunuz. Hastalar ve kayiplar hepimizin acisidir. Bu olaylar burada bitmeli ve acimiz daha da büyümemelidir. Her türlü tedbir ve vecibeler yerine getirilmektedir. Bize inaniniz, güveniniz. Sükûnetinizi muhafaza ederek, evlerinizde istirahat ediniz.”45
Milletvekilleri, halki sükûnete çagirmak için Maras Müftüsünün konusmasini gerekli görmüslerdi, ama nedense, tüm aramalara karsin Müftü’ye ulasmak mümkün olmuyordu.

Savci Dündar Saner’in açiklamasi, gelismelerin resmi bir agizdan ifade edilmesi bakimindan anlamliydi:
“Uzun süreden beri tezgahlanan plan bu sekilde tatbikat safhasina konuldu. 14-15 yaslarindaki çocuklar, 20-25 yasinda sartlandirilmis kisiler tarafindan Yörükselim, Seyhadil ve dünden itibaren sirayla Kümbet, Yeni Mahalle’ye sevk edilerek burada cinayetler isletilmistir. Küçük çocuklarin ve yasli adamlarin üzerine gaz dökülerek yakilmis. Insanlik disi olaylar islenmistir. Olaylarin baslangicinda 20 kisiye otopsi yapabilme imkani bulduk. Bunlar uzun menzilli silahlarla öldürülmüs idi. Daha sonra gelen ceset fazlaligindan degil otopsi, kimlik tespiti bile yapmaya imkân kalmamistir. Daha önce ihbar olarak degerlendirdigimiz toplu katliam olaylari, toplu halde ceset bulunmasi ile dogrulanmaktadir. Nitekim çukurlar içerisinde, çatisma geçen mahallelerde, ögretmen evleri civarinda üçer, dörder ceset bulunmaktadir. Bu yüzden ölü sayisinin resmi miktari asarak 200’ü geçecegini tahmin ediyorum.” 46

Kamu taniklarinin ifadesi
Katliam nedeniyle kentte görevli askeri birliklere mensup subaylardan bazilarinin, Adana, Kahramanmaras, Gaziantep, Adiyaman, Hatay Illeri Sikiyönetim Komutanligi 1 numarali Askeri Mahkemesi’nde verdikleri ifade söyle:
Yüzbasi Timur SEN: “Kahramanmaras 3. Tabur 8. Bölük Komutani oldugunu; 22. 12. 1978 günü cereyan eden cenaze töreni olaylari sonrasinda, General BOGUSLU’nun baskanliginda yapilan toplantida, Yörükselim Mahallesinde oturan Alevilere karsi harekete geçilecegi yolunda istihbarat alindigi için bu mahalle ile diger mahalleler arasinda birliklerin yerlestirilmesine karar verildigini; kendisinin de 3. Tabur 8. Bölük ile beraber 23. 12. 1978 günü 04.30-05.00 civarinda Jandarma Komutanligi (Sehit Çuhadar Ali Caddesinin doguya uzanan kismi